Popüler Yayınlar

2 Mayıs 2013 Perşembe

Yaşlıları genç tutacak 5 vitamin!


Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülay Hamzaoğlu Öztürk , yaş ilerledikçe metabolizma hızında azalma, tat alma duyusunda değişim, yağsız doku kitlesinde azalma gibi birçok fizyolojik ve metabolik değişikliklerin oluştuğunu, beslenme düzeninin de buna uygun şekilde ayarlanması gerektiğini söyledi. 

 Yaşlılıkta önem taşıyan başlıca 5 vitamin bulunduğunu belirten Öztürk, bunları şöyle sıralaladı:

 "B12 vitamini, kalsiyum ve fosfor, Omega-3 yağ asitleri, çinko ve D vitamini." 

Yaşlılıkta önemli rol oynayan vitamin ve mineraller hakkında önemli bilgiler veren Diyetisyen Öztürk, B 12 vitamininin, kalp-damar sağlığının korunması, kan hücrelerinin yapımı, zihinsel fonksiyonların sürdürülmesi, karaciğer hastalıklarından korunma ve sinir sistemi fonksiyonlarının sürdürülmesinde çok önemli olduğunu ifade etti. 

Öztürk, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, balık ve yumurtayı B12 vitamininin yer aldığı besinler olarak sıraladı.

Kalsiyum ve fosforun kemik ve diş sağlığının korunması, kemik erimesinin önlenmesi, kasların güçlenmesi, sinir sisteminin çalışması için önemli olduğuna dikkat çeken Öztürk, "Kalsiyum ve fosfor, süt ve süt ürünleri, badem, fındık, soya fasulyesi, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, tarhana, pekmez, tahin, kılçığı ile yenilebilen balıklar, kalsiyumla zenginleştirilmiş besinlerde bulunuyor. Omega-3 yağ asitleri ise kalp-damar sağlığının korunmasında, şişmanlıktan korunmada, eklem iltihaplanmalarından korunmada önemlidir. Bulunduğu kaynaklar arasında, balık, balık yağı, su ürünleri, kolza, keten tohumu yağı, yeşil yapraklı sebzeler geliyor. " şeklinde konuştu.

Çinkonun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, hastalıklara karşı direnç geliştirdiğini, unutkanlık ve bunamadan koruduğunu dile getiren Gülay Hamzaoğlu Öztürk, yağsız kırmızı et, karaciğer, süt, peynir, yumurta, deniz ürünleri, fındık, ceviz, muz, tam tahıllar, kuru baklagillerin çinko bakımından zengin besinler olduğuna dikkat çekti.

D vitaminin eksikliğinde birçok eklem probleminin ortaya çıktığını vurgulayan Öztürk, ileri yaşlarda kan düzeyinizdeki D vitamininin kontrol edilmesi gerektiğini işarete etti. Öztürk, güneş ışığı, balık, yumurta, sıvıyağlar, yeşil sebzelerin D vitamininin kaynakları olaraksayılabileceğini aktardı. 

Yaşlanmayla beraber vücutta bazı değişikliklerin oluştuğunu belirten Öztürk, yaşlı insanların diyetlerini düzenlerken yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

 "Sindirim güçlüklerini önlemek için öğün sayısı artırılırken, öğünlerde yenen miktar azaltılmalıdır. Böbrek yükünü azaltmak için sıvı miktarı artırılıp, tuz miktarı azaltılmalıdır. Alkol, kemik oluşum hücrelerini harap edip, kalsiyum emilimini bozduğundan dolayı tüketilmemelidir. Doğru pişirme yöntemleri öğrenilmeli ve uygulanmalıdır. K vitamininden zengin (lahanalar, marul, kıvırcık, turp, şalgam) gıdalar ile beslenmede çeşitlilik sağlanmalıdır. Fiziksel aktivite kemik kaybını önlediğinden dolayı, düzenli olarak aktivitede bulunulmalıdır. İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır. Oluşabilecek sağlık problemlerini önlemek adına zayıflıktan ve şişmanlıktan kaçınılmalıdır. Vücuda yeterli miktarda su ve sıvı alınmalıdır. Aşırı çay, kahve, gazlı içeceklerden, aşırı miktarda acıdan ve baharattan uzak durulmalıdır. Haftada 2 defa balık tüketilmeli, kurubaklagil yemeklerine önem verilmelidir. Kemik sağlığı açısından son derece önemli olan D vitaminini sağlamak adına, güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalıdır. Çünkü D vitaminin en iyi kaynağı güneştir."

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Kusma Nimeti

İnternet üzerinden yapılmış bir ankette, "Sizi en çok rahatsız eden ses nedir?" sorusuna verilen "kusma sırasında çıkan ses" cevabı en yüksek puanı almış. Kusmanın belki de hepimizin yaşadığı tatsız tecrübelerden biri olması, bu neticeyi getirmiş olabilir. Bununla beraber, kusmak sebepsiz ve faydasız değildir.

İnsanın en önemli reflekslerinden biri olan kusma; mide ve bağırsak muhteviyatının kuvvetli kasılmalarla ağız ve burun yoluyla dışarı atılması hâdisesidir. Önemli bir uyarıcı olan kusma; kafa içinde basınç artmasıyla seyreden beyin kanamaları veya tümörlerinde, idrar yolu enfeksiyonlarında, şeker komasına doğru ilerleyen kan şekeri seviyelerinde ve bağırsak tıkanıklıklarında ilk bulgulardan birisidir. Kusma sayesinde gerçek rahatsızlık ortaya çıkartılabilir.

Kusma sayesinde vücuda alınan zararlı yiyecek ve içecekler hızla dışarı atılır; böylece kusma sözkonusu maddelerin zararlarının en aza inmesine vesile olur. Zehirli bir gıda maddesi veya alkol alımı sonrası gelişen kusma, zararlı maddelerin dışarıya atılmasını sağlayarak doğrudan tedaviye katkı sağlar. Gebelikte östrojen ve progesteron hormonu değişiklikleri, beyin sapındaki "kemoreseptörleri aktive edici bölgenin" hassasiyetini artırarak, kandaki çok az miktardaki toksinlerin (zehirlerin) fark edilmesini sağlar. Beynin bu bölgesi, kanda bulunan toksinin farkına vardığında, bulantı ve kusma hislerini harekete geçirir. Bu konuya, 1995 yılında, ilk dikkat çeken, Margie Profet (The University of California at Berkeley), olmuştu. Bu araştırmacı, aşermenin, insan bedeninde mu'cizevî bir şekilde geliştirilen yeni canlıyı muhtemel tehlikelerden sakınmaya müteveccih İlâhî bir rahmet mekânizması olduğunu ve cenini gıdalardaki tabiî toksinlerden koruduğunu öne sürmüştü. Kusma, yolculuk ve migren gibi hastalıklara da eşlik edebilir. Bazen kötü kokular veya aşırı korku gibi psikolojik faktörler de kusma ile neticelenebilir.

Ancak tekrarlaması ve alışkanlık hâline gelmesi durumlarında, gerek vücutta sıvı ve elektrolit kaybına sebep olmasıyla, gerek yemek borusu, boğaz, ağız ve dişler gibi kusma muhteviyatının geçtiği bölgeleri tahriş etmesiyle, kendisi de ek problemlere sebep olabildiğinden, dikkatli olunmalıdır. Ayrıca bazı zehirlenmelerde hastanın kusturulması mahsurlu da olabilir. Petrol ürünlerinin, ev temizliğinde kullanılan hipoklorit, amonyak gibi yakıcı kimyevî maddelerin ağızdan alınmasıyla gelişen zehirlenmelerde, hastalar kusturulmamalıdır. Çünkü petrol ürünleri, akciğerlere kaçarak kimyevî kaynaklı akciğer enfeksiyonu gelişmesine ve yakıcı kimyevî maddeler çıkarken temas ettiği dokularda ikinci defa yanık meydana gelmesine sebep olabilir.

Vücudumuzda yerleştirilmiş bütün mekanizmalar gibi kusma da, belli bir plân ve program dâhilinde gerçekleştirilir. Bu esnada vücutta harika bir koordinasyon sergilenir. Beyinde bulunan kusma merkezi, bu koordinasyonu sağlamakla vazifelidir.

Kusma öncesi ağız içindeki tükürükte ve burun salgılarındaki hızlı artma; bir adım sonra bu yollardan atılacak yüksek asitli mide muhteviyatının vereceği zararı azaltan bir tesir gösterir. Meselâ bu salgı artışı, diş minelerinin korunmasına vesile olur. Normalde bir gıda maddesinin ulaşmasıyla ince bağırsaklardan kalın bağırsaklara doğru gerçekleşen itme hareketi, tersine dönerek ince bağırsaklardan mideye akım olur. Bu sırada mide-bağırsak geçişini sağlayan bir kapı hükmündeki kaslar gevşeyerek açılır; böylece bağırsak muhteviyatı midede birikir. Kusma öncesi derin nefes alıp vermeler, kusma sırasında nefes ihtiyacını azaltır; ses tellerinin birbirine yaklaşarak nefes yolunu kapatması sayesinde de kusulan mide muhteviyatının akciğerlere kaçması (aspirasyon) zorlaşır. Bu mekanizmalar olmasaydı, her kusma bir felaketle neticelenebilirdi. Kapanan ses tellerine rağmen, nefes alma gayreti ile göğüs kafesinde negatif basınç, karın kaslarının kasılmasıyla da karın içinde pozitif basınç ortaya çıkar. Mide muhteviyatının kolayca dışarı atılması için yüksekten alçağa doğru basınç oluşur. Kusmanın hemen öncesi, mide-bağırsak geçişini sağlayan kapının kasları kasılarak kapanır. Yemek borusu-mide geçişini sağlayan kapının kasları gevşeyerek açılır. Böylece kusulacak muhteviyatın, ince bağırsaklara kaçmadan, yemek borusu yoluyla atılmasına imkân sağlanır. Kusma tamamlandıktan sonra, karındaki kasılmaların ortadan kalkması ve kana salgılanan endorfin sayesinde, insanda genel bir rahatlama hissi oluşturulur.

Netice olarak, kusma zâhiren sevimsiz görünse de, vücudumuzda gerçekleşen bütün hâdiseler gibi, ince bir sanatın ürünüdür. Şafi-i Hâkim'in hiçbir şeyi abes yaratmadığının delillerinden birisi olan kusma, bize bahşedilen büyük bir nimettir.


Kaynaklar

-Sickening sounds - research to make your ears cringe. University of Salford. January 28, 2007.

-Lunsden, K, and Holden WS. The act of vomiting in man. Gut 10: 173-179, 1969

-Margie Profet (1995) Protecting Your Baby-to-Be: Preventing Birth Defects in the First Trimester. Reading, MA: Addison-Wesley. ISBN 0-20140768. pp. viii + 312.

-Flaxman, S.M. and P.W. Sherman 2000. Morning sickness: A mechanism for protecting mother and embryo. Quarterly Review of Biology June 2000. 75:1-36.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Uzman diyetisyenden '5 adımda 5 kilo' diyeti


NG Güral Sapanca Wellness & Convention Uzman Diyetisyeni Ali Dereli, yaza girmeden beş adımda nasıl kilo verileceğini açıkladı.  
  Yaz öncesi diyet aylarının başladığını belirten Dereli, "Geleneksel 3 aylık diyet maratonu başladı. Her yıl Nisan, Mayıs, Haziran aylarında başlayan diyet ayları, 3 aylık yaz dönemine hazırlık için özellikle hanımlar için çok önemli. Yaza girmeden  önce, kendinize iyi anlaşacağınız bir diyetisyen bulup, beslenmenizi düzenlemesini isteyebilirsiniz. Beş kilo vermek için gerekli 5 adımı bir diyetisyenle beraber yapmanız, kilo vermenizi kolaylaştıracaktır" dedi. 
  Dereli, başarılı bir diyet için ilk koşulun bulunabildiği kadar su içmek olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu: "Kilonuzu 30 ile çarpın, bu işlemi yaptıktan sonra çıkan sonuç ml cinsinden içeceğiniz su miktarıdır. Örneğin 74 kilo olan bir insanı düşünürsek içilmesi gereken su miktarı 2220 ml yani yaklaşık 2.2 litredir. Yapacağımız ilk iş bulduğumuz  miktar kadar su içmek olmalıdır. Yeteri kadar su içmek vücudumuzu temizlemeye yarayacaktır. Temizlenen vücut ile birlikte metabolizmamız daha hızlı çalışacaktır. Bununla birlikte kilo vermek için yaptığımız her harekete vücudumuz daha doğru tepki verecektir. Çabalarınızın karşılığını almak için yapacağımız ilk iş bu olmalıdır." 
  Kahvaltıda alınması gereken besinlerin önemine değinen Dereli, şunları söyledi: "Diyetimizin ikinci maddesi; "Müsli (lapa), yoğurt, yeşil elma, tarçın ile birlikte güzel bir kahvaltı yapın. 4-5 yemek kaşığı müsliyi, su bardağının 4'te 3'ü kadar yoğurtla karıştırdıktan sonra, üzerine yarım yeşil elmayı rendeleyip bir tatlı kaşığı tarçın serperek sağlıklı bir kahvaltı ile güne başlayın. Müsli doyuruculuğu, yoğurt kalsiyumu, tarçın kan şekeri düzenleyiciliği ile kilo vermenize yardımcı olacaktır." 
  Dereli, uygulanması gereken diyetin diğer koşullarını şöyle sıraladı: "Üç ana öğününüzün aralarını sağlıklı atıştırmalıklar ile doldurmanız diyetimizin üçüncü koşulu. Kahvaltınızı yaptıktan sonra her iki saatte bir beslenmeye özen gösteriniz. Öğle yemeği ile akşam yemeğiniz arasında da bir veya iki kere bu atıştırmalıkların yarımına başvurunuz. Kan şekerinizin dengelenmesi, bir sonraki öğüne çok aç oturmamanız ve en önemlisi besinlerin termik etkisi ile metabolizma hızlanmasına yardımcı olacaktır." 
  Diyetin dördüncü maddesi olarak maydanoz ve yeşil çay ile tanışmayı tavsiye eden Dereli, sözlerini şöyle sürdürdü: "Vücudunuzdaki bulunan ödemin atılabilmesi ve vücudunuzun rahatlayabilmesi için maydanoz bir numaralı ödem söktürücülerden biridir. Suyunu falan içmeniz gerekmez kendisini yemeniz daha faydalıdır. Maydanoza ek olarak yeşil çayda iyi bir ödem gidericidir. Bütün bunların yanı sıra yeşil çayın zayıflamanız üzerine etkileri olabileceği araştırılmaktadır. İçeriğindeki kateşin adı verilen güçlü antioksidanın zayıflamanıza yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Son olarak  yürüyüş yapmayı ihmal etmeyin. Havaların güzelleşmesi ile birlikte tam sokağa çıkma zamanı. Ara öğünlerinizden hemen sonra veya akşam yemeğinizden 45 dakika sonra minimum yarım saat çıkıp etrafta spor ayakkabılarınızla  birlikte bir tur atın." 
  Diyetin 5 adımı başarılı bir şekilde uygulandığında sonuçların inanılmaz olacağını belirten Dereli, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu 5 adımı sadece bir hafta deneyin, sonunda gözlerinize inanamayacaksınız. 

26 Nisan 2013 Cuma

Aşırı korumacı tutumla yetiştirilen çocuklar daha pısırık oluyor


Aşırı korumacı ebeveynlere sahip çocukların, akranlarından daha pısırık olabilecekleri bildirildi.
Sempozyum öncesi Kahire’de görüştüğümüz Cuma, ‘icma'nın dinin temel esaslarından biri olduğunu, yüzyıllardır İslam âlimlerinin bu yolla dinî konulara yeni yorumlar getirdiğini söyledi. İslam dünyasında büyük bir üzüntü meydana getiren ABD’nin Boston şehrindeki saldırıyla ilgili de “İslam, terörü, adam öldürmeyi ve hangi ülkede olursa olsun emniyeti ihlal etmeyi yasaklıyor. İslam, dünya barışının, sosyal barışın ihlal edilmesinin karşısındadır.” diyor.
Mısır’ın eski Müftüsü Ali Cuma, icma yoluyla Müslüman müçtehidlerin Kur’an ve sünnete bağlı kaldığını, çağın sorunlarına ve yeni karşılaşılan konulara da bu sayede dinin bakışını sunduğunu ifade ediyor. Bu bakımdan yapılacak konferansın çok büyük önem arz ettiğini vurguluyor. İslam ülkelerinin birlik oluşturmasının İslam ümmeti için çok büyük faydalar getireceğini belirten Cuma, İslam Konferansı Teşkilatı ve İslam Kalkınma Bankası ile aslında bu yola girildiğini dile getiriyor.
    Türkiye ve Mısır’ın Sünni İslam dünyasının en güçlü iki ülkesi olduğuna işaret eden Cuma, “500 yıl birlikte yaşayan iki ülkenin güçlü bir birliktelik oluşturması durumunda İslam aleminde yeni bir diriliş yaşanacak. Türkiye, ekonomik ve siyasi anlamda İslam dünyası için çok iyi bir örnek teşkil ediyor.” ifadelerini kullanıyor. Fethullah Gülen’den bahseden Cuma, Gülen’in kalbinde taşıdığı nurun yüzüne aksettiğini söylüyor ve ekliyor: “O nur ve zikirler amellerine yansıyor. Kulub-ud Daria’sından Siyer-i Nebevi’ye, yaşadığımız çağa, madde ve mana bütünlüğü oluşturmuş ve bütünlük teşvik ettiği eğitim yuvalarına aksetmiş.”
Gülen’in bütün eserleri Arapçaya çevrilmeli
Konferansta Mısır’ı temsil edecek alimlerden Kahire Üniversitesi Bilimler Fakültesi İslam Felsefesi uzmanı Prof. Abdulhamid Abdulmunim Medkur da neredeyse Müslümanların hayatından çıkan, hayatiyet ve fonksiyonunu kaybeden İslam inanç ve hukuk kaynaklarından biri olan icmanın bu konferansla tekrar İslam ümmetinin gündemine girecek olmasının çok önemli olduğunu ifade ediyor. Medkur, “İcmanın; Müslüman toplumun gerek kendi fertleri arasındaki ilişkilerinde gerekse gayri İslami toplumlarla ilişkileri düzenlemede hiçbir etkisi kalmamıştır.” diyor.
    Medkur, Gülen’in tüm eserlerinin acilen Arapçaya tercüme edilerek Arap dünyasına sunulması gerektiğini her platformda da dile getirdiğini belirtiyor. Hocaefendi’nin en dikkat çekici özelliklerinden birinin söz ve düşüncelerinin salt bir nazariye ve ütopyadan ibaret kalmamış olmasını gösteren Medkur, “Hizmet hareketini İslam ümmetinin yeniden dirilişine örnek gösterilebilecek bir hareket olarak görüyorum.” diyor ve ekliyor: “Madde ile mananın iç içe geçtiği, kalp ve kafa izdivacının sağlandığı, dini ilimlerle modern bilimlerin ahenkle buluştuğu ve her yönüyle ruhaniyat ve maneviyatın hâkim olduğu bir dille anlatılan bu düşünce mirası herkesle paylaşılmalı.”
    Sempozyuma katılacaklardan biri de Faslı ünlü alim Ahmed el-Abbâdî. İcmanın yıllar boyu sadece kitaplar arasında hukuk ve hukuk metodolojisine ait bir konu olarak kaldığını söyleyen Abbadi, asırlar boyu zamanın etkisiyle Allah Resulü (sas) dönemindeki etkinliğini kaybeden icma ve kolektif şuur prensibinin, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin önayak olduğu konferansta bütün yönleriyle ele alınacağını dile getiriyor. İlim ve fikir adamlarının küreselleşen dünyada tüm insanlığı ilgilendiren sorunlara icma yörüngeli çözümler üretmenin yollarını arayacağını kaydeden Abbadi, “Bu konferansta, İslam hukuk ve içtihat kaynaklarını yeniden gözden geçirecek, bu ümmetin problemlere çareler üretme, gelecek adına öneriler sunma ve planlar yapma kudret ve kabiliyeti üzerinde fikir jimnastiği yapacaklar.” diyor.
80 ülkenin İslam âlimleri ‘icma’da birleşecek
İslam dünyası, ‘Ortak yol haritası; İcma ve Kollektif Şuur’ konulu sempozyumda bir araya geliyor. Yeni Ümit ve Hira dergileri tarafından düzenlenen programa 80 ülkeden 630 İslam âlimi, akademisyen, devlet adamı ve kanaat önderi katılıyor. Cumartesi günü İstanbul Kongre Merkezi’nde başlayan toplantı iki gün sürecek. Yeni Ümit Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Çapan, bu yılki sempozyumun konusunu Fethullah Gülen Hocaefendi’nin rehberliğinde ve onun tavsiyeleriyle belirlediklerini dile getiriyor. 4 bin kişinin takip etmesi beklenen sempozyumda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez başta olmak üzere Mısır Büyük Âlimler Konseyi Üyesi Prof. Dr. Muhammed İmâra, İslamî Araştırmalar Akademisi Başkanı Prof. Dr. İsam Beşir, eski Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hamza Aktan, Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Yıldırım gibi daha birçok isim katılacak. Sempozyumun ilk günü ‘icma’ kavramının hukuki veya fıkhi terimleri ele alınacak. Müslümanların davranış ve fikir birliği sağlaması için izleyeceği yol haritası incelenecek. İkinci günü ise icmanın eğitim ve sosyal boyutları, icmanın günümüz şartlarında fonksiyonel hale getirilmesi konuşulacak. Mehtap TV, Ebru TV, Irmak TV, Cihan Haber Ajansı ve birçok internet sitesinde canlı olarak yayınlanacak sempozyumdaki sunumların Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce ve Fransızca olmak üzere anlık beş dile çevirisi yapılacak. KEVSER KULAKSIZ, VEYSEL ENGİ  İSTANBUL
 ‘Toplumda değişim, siyasetle değil kolektif şuurla olur’
İcma sempozyumuna iştirak edecek katılımcılardan Sudanlı bakan Muhammed Yakuti, küresel hadiselerin kısa ömürlü duygularla başlayıp bittiğini, bu yüzden toplumda esas değişimin siyasetle değil, vicdan ve kolektif şuurla gerçekleşebileceğini vurguluyor. İcma konusunun hayatiyetine dikkat çeken Yakuti, “Müslümanların her zamankinden daha fazla birlik olmaya ihtiyaç duydukları bir zamanda artık herkes kendi nefsini bir kenara bırakıp birlik için mücadele vermeli. Düşüncesiz kalabalıkların sokaklara çıkıp nutuklar attığı bir dünyada, ümmetin geleceği adına olumlu neticeler verecek kolektif şuur oluşturmak elimizdedir.” diyor. Türk okullarının yetiştirdiği insan modeliyle tüm toplumların problemlerine çözümler ürettiğini dile getiren Yakuti, “Bu okullar, gerçek değişim felsefesinin; kültürle, eğitimle ve ciddi insan modeliyle olacağını göstermiştir.” ifadelerini kullanıyor. Yakuti, Hizmet Hareketi’nin dünyaya mal olduğunu ve Efendimiz’den (sas) günümüze aynı çizgide uzandığını vurguluyor: “Efendimiz de yine doğrudan topluma yönelik, onların iç âlemlerine seslenmişti ve ortaya çıkan sorunlarına çözümler bularak peygamberlik vazifesini yerine getirmişti. Hizmet Hareketi Kur’anî bir harekettir. Fethullah Gülen Hocaefendi de düşüncelerini güncel yaşama uygulayabiliyor.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Tıkalı burun deyip geçmeyin


Tıkalı burun akciğerden kalbe birçok organda gelişen rahatsızlıkların temel sebebi. Hastalar ilaç ya da cerrahi tedaviyle düşen yaşam kalitesine yeniden kavuşabilir.
Burundan nefes alamadığınız için uykusuz geçen geceler, ağzı açık yatmak zorunda kaldığınız için sabah oluşan rahatsız edici ağız kuruluğu,  geniz ve burun akıntısı, baş dönmesi ve kronik yorgunluk… Burun tıkanıklığından muzdarip hastaların ortak derdi bunlar. Peki, burun tıkanıklığı neden olur? Ne gibi sağlık problemlerine yol açar ve tedavi yolları neler? Cevapları Kulak, Burun, Boğaz, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Muhammet Dilber’den dinledik. Burun, geçirdiğimiz üst solunum yolu enfeksiyonları, sigara kullanımı, kötü hava şartları ya da kısa süreli alerjik sorunlar nedeniyle tıkanabilir. Bu durumda çözüm daha çok burun açıcı spreyler, alerji ilaçları ve burna tuzlu su çekilmesi gibi basit yollarla çözülebilir. Uzun süreli burun tıkanıklığındaysa burun kıkırdağı veya kemik eğriliği (deviasyon) en sık karşılaşılan sebeplerden. Burun eti büyümeleri, alerjik sorunlar, geniz eti ve kronik sinüzit de yıllardan beri süregelen burun tıkanıklığının nedeni olabilir. Kadınlarda adet dönemleri ve hamilelikte yaşanan hormonal değişimler de burun etlerinin şişmesine yol açarak tıkanıklık yapabiliyor.

Nelere yol açıyor?

Devamlı ağız solunumu yapmak zorunda kalındığı için sık tekrarlayan boğaz enfeksiyonları ve müzminleşmiş farenjit görülür.
 Horlama ve uyku bozukluklarına yol açabilir.
 Uykuda nefes durması ve bunun sonucunda da tansiyon ve kalpte ritim bozukluğu gelişebilir.
 Mevcut akciğer ve kalp problemlerini ağırlaştırır.
 Astımı kötüleştirir.
 Sabahları ağız kuruluğu yapar.
 Cinsel fonksiyon bozukluklarına sebep olur.
 Psikolojik sorunlar gelişmesine yatkınlık artar. Bu hastalar özellikle sinirli olduklarından yakınır. Kronik depresyon hali olabilir.
 Ses kalitesi bozulur ve burundan konuşma gelişir.
 Çocuklarda geceleri altını ıslatma problemleri olabilir.
 Kronik yorgunluk artar.
 Migreni tetikleyerek kronik baş ağrısı sorunlarına yol açabilir.

Kurtulmak mümkün mü?

Tedavi sürecinde öncelikli olarak ilaç tedavisiyle kronik sinüzit, alerjik rinit, burun eti büyümesi sorunları giderilmeye ve burun tıkanıklığı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Buna rağmen çözülemiyorsa, burun etleri radyofrekans yöntemiyle küçültülüyor. Bununla da düzelme olmuyorsa cerrahi tedavi uygulanır. Burun deviasyonu denilen kemik ya da kıkırdak eğikliklerinde ve şekil bozukluğuna bağlı burun tıkanıklığı olgularında ilaç tedavisi endoskopik ya da klasik yöntemlerle cerrahi olarak tedavi ediliyor. 

23 Nisan 2013 Salı

Ağlayan bebeği kucaklamanın yararı kanıtlandı!


Japon bilim adamları, ağlayan bebeği kucaklayıp hafifçe sallamanın yararlı olduğunu bilimsel olarak kanıtladı.

Başkent Tokyo 'nun kuzeyindeki Saitama'daki Beyin Bilim Enstitüsü'nde görevli bilim adamlarının araştırmasına göre, bebek ağladığında kucaklandığında kendini daha rahat hissediyor. Doktor Kumi Kuroda, "Bebek ler, anneleri tarafından kucaklandığı zaman daha rahat hissediyor." dedi. Japon uzmanlar, ağladığında kucaklanan bebeğin kalp atışının normale döndüğünü belirledi.

Bilim adamı Kuroda, ağlayan bebek lerin ailesi üzerinde bir nevi kontrol oluşturmaya çalıştığına yönelik teorilerin bu şekilde hatalı olduğunu da gösterdiklerini vurguladı. 

Kuroda, "Bu araştırma, ebeveynlerin çocukların hareketlerini yanlış anlamalarının da önüne geçecek." diye konuştu.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Çocuk gelişimine dair kilit nokta!


Geleceğin okul öncesi eğitim dünyasında yer alacak olan öğrencilere ve ilgili kişilere bu konuda mesleki bir alt yapı oluşturmak amacıylaFatih Üniversitesi tarafından “6. Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri” programı yapıldı. Programın açılış konuşmasında Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Osman Salih Kadı, “Çocuk Gelişimi ve Eğitimi” günlerinin öneminden bahsetti. Kadı, “Güven duygusunu kazandıracak olanlar aile ve öğretmenlerdir. Güven duygusunu edinebilmiş birey kendine ve topluma fayda sağlamış olacaktır. Bu tür etkinliklerin temel amacı bilgilerimizi paylaşarak güven duygusu gelişmiş bireyler yetişmesine katkı sağlamak.” dedi.

Ali Ülker : Çocukların mutluluğunu önemsiyoruz 

Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri programında konuşma yapan Fatih Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Gücin, gerçekleştirdikleri organizasyonla bu alana yönelik farkındalığın artacağını ifade etti. Çocuk Gelişimi bölümünde lisans düzeyinde eğitim vermeyi düşündüklerini ve YÖK’e başvuru yaptıklarını belirten Gücin, “MYO’lardan dikey geçişle geçilebilecek alan oluşturmak istiyoruz. Geleceğimiz dediğimiz çocuklarımıza önem veriyoruz. İleride çocuk gelişimi ile ilgili doktora bölümü açmak niyetindeyiz.” dedi.

Programda, Ülker Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker’e çocuk gelişimi ve eğitimine yapmış olduğu katkılarından dolayı da Onur Ödülü verildi. Ali Ülker ödülünü alırken çocukların mutluluğunu önemsediklerini ve kendilerine görev edindiklerini söyledi. Ülker, “Bizler hep ihmal ettiğimiz çocuklarımızın mutlu olması için büyük çaba sarf ediyoruz. Biliyoruz ki mutlu çocuklar demek gelecekte mutlu bir toplum demektir. Biz bu işe en temel olan yerden başlamış ve destek vermiş oluyoruz.” dedi.

Prof. Yavuzer: “Çocuk gelişimi nde medya aile ile birlikte hareket etmelidir”

İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Yavuzer, ailede güven duygusunun çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte başladığını belirtti. Ailelerin çocuklarla olan iletişimlerinde dikkatli olmaları gerektiğine temas eden Yavuzer, “Çocuk gelişiminde medya aileyle birlikte hareket etmelidir. Kamuoyu ve medya çocukların daha sağlıklı kişilik edinebilmeleri için bilinçlendirilmelidir ve o şekilde davranmalıdır.” diye konuştu.

“Çocuklar, gelişimini oyunlarla sağlar”

Hacettepe Üniversitesi İlköğretim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belma Tuğrul ise çocuklar için vazgeçilmez olan oyunların öneminden bahsederek, çocukların gelişimlerini oyunla birlikte sürdürdüklerini ifade etti. Tuğrul, oyunların, çocuklar arasındaki farkları yok eden, adaleti sağlayan en önemli aktivite olduğuna değindi. Tuğrul, “Çocukların okul hayatına başlamaları büyüdükleri ve oyun oynayamayacakları hissini oluşturur. Aslında her yaşta oyun oynanır. Merak duygusu olan herkes kendi dünyasında oyuna çekilebilir. Çocuklarda en büyük avantajı keşif duyguları gelişir. Bireysel farklılıkları görebilmek için çocukların oyunları bize ipuçları verir.” dedi.

Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gülden Uyanık Balat ise çocuklara kendi değerlerimizi vermenin öneminin yanı sıra zamanın gereklerini de dikkate almak gerektiğini belirtti. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İsmihan Artan’da popüler müzikler yerine kaliteli ve sözleri umut içeren müzik dinletilmesi gerektiğini belirtti.

Fatih Üniversitesi Büyükçekmece Kampüsünde iki gün süren “Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri” hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından sona erdi.