Popüler Yayınlar

17 Nisan 2013 Çarşamba

Çocuk gelişimine dair kilit nokta!


Geleceğin okul öncesi eğitim dünyasında yer alacak olan öğrencilere ve ilgili kişilere bu konuda mesleki bir alt yapı oluşturmak amacıylaFatih Üniversitesi tarafından “6. Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri” programı yapıldı. Programın açılış konuşmasında Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Osman Salih Kadı, “Çocuk Gelişimi ve Eğitimi” günlerinin öneminden bahsetti. Kadı, “Güven duygusunu kazandıracak olanlar aile ve öğretmenlerdir. Güven duygusunu edinebilmiş birey kendine ve topluma fayda sağlamış olacaktır. Bu tür etkinliklerin temel amacı bilgilerimizi paylaşarak güven duygusu gelişmiş bireyler yetişmesine katkı sağlamak.” dedi.

Ali Ülker : Çocukların mutluluğunu önemsiyoruz 

Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri programında konuşma yapan Fatih Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Gücin, gerçekleştirdikleri organizasyonla bu alana yönelik farkındalığın artacağını ifade etti. Çocuk Gelişimi bölümünde lisans düzeyinde eğitim vermeyi düşündüklerini ve YÖK’e başvuru yaptıklarını belirten Gücin, “MYO’lardan dikey geçişle geçilebilecek alan oluşturmak istiyoruz. Geleceğimiz dediğimiz çocuklarımıza önem veriyoruz. İleride çocuk gelişimi ile ilgili doktora bölümü açmak niyetindeyiz.” dedi.

Programda, Ülker Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker’e çocuk gelişimi ve eğitimine yapmış olduğu katkılarından dolayı da Onur Ödülü verildi. Ali Ülker ödülünü alırken çocukların mutluluğunu önemsediklerini ve kendilerine görev edindiklerini söyledi. Ülker, “Bizler hep ihmal ettiğimiz çocuklarımızın mutlu olması için büyük çaba sarf ediyoruz. Biliyoruz ki mutlu çocuklar demek gelecekte mutlu bir toplum demektir. Biz bu işe en temel olan yerden başlamış ve destek vermiş oluyoruz.” dedi.

Prof. Yavuzer: “Çocuk gelişimi nde medya aile ile birlikte hareket etmelidir”

İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Yavuzer, ailede güven duygusunun çocuğun dünyaya gelmesiyle birlikte başladığını belirtti. Ailelerin çocuklarla olan iletişimlerinde dikkatli olmaları gerektiğine temas eden Yavuzer, “Çocuk gelişiminde medya aileyle birlikte hareket etmelidir. Kamuoyu ve medya çocukların daha sağlıklı kişilik edinebilmeleri için bilinçlendirilmelidir ve o şekilde davranmalıdır.” diye konuştu.

“Çocuklar, gelişimini oyunlarla sağlar”

Hacettepe Üniversitesi İlköğretim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Belma Tuğrul ise çocuklar için vazgeçilmez olan oyunların öneminden bahsederek, çocukların gelişimlerini oyunla birlikte sürdürdüklerini ifade etti. Tuğrul, oyunların, çocuklar arasındaki farkları yok eden, adaleti sağlayan en önemli aktivite olduğuna değindi. Tuğrul, “Çocukların okul hayatına başlamaları büyüdükleri ve oyun oynayamayacakları hissini oluşturur. Aslında her yaşta oyun oynanır. Merak duygusu olan herkes kendi dünyasında oyuna çekilebilir. Çocuklarda en büyük avantajı keşif duyguları gelişir. Bireysel farklılıkları görebilmek için çocukların oyunları bize ipuçları verir.” dedi.

Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gülden Uyanık Balat ise çocuklara kendi değerlerimizi vermenin öneminin yanı sıra zamanın gereklerini de dikkate almak gerektiğini belirtti. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İsmihan Artan’da popüler müzikler yerine kaliteli ve sözleri umut içeren müzik dinletilmesi gerektiğini belirtti.

Fatih Üniversitesi Büyükçekmece Kampüsünde iki gün süren “Çocuk Gelişimi ve Eğitim Günleri” hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından sona erdi.

16 Nisan 2013 Salı

Yüksek tansiyona karşı kırmızı pancar suyu


İngiltere 'deki Barts ve Londra Tıp Fakültesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, günde bir bardak pancar suyu (250 ml) içenlerin yüksek tansiyonunun normal seviyeye indiğini gösterdi.

Kırmızı pancar suyunun etkisinin en fazla içildikten 3-6 saat sonra görüldüğü belirtildi.

Araştırmacılar, pancarda bulunan nitratın kan damarlarını genişlettiğini ve böylece tansiyonu düşürebildiğini vurguladı.

Bilim adamları, pancar suyunun idrarın pembeleşmesine yol açabileceğine de dikkati çekti.

"Hypertension" dergisinde yayımlanan çalışmaya imza atan bilim adamları, pancar suyunun uzun vadedeki etkisinin daha geniş çaplı araştırılması gerektiğini de kaydetti.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Evlilik hayatında erkekler kadınlardan ne bekler?


Evlilik hayatında çoğu şey müşterek, ancak beklentiler farklı olabiliyor. Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor.
Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır. İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez "çok yoruldum" diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel "yemek" bekleyebilir.
Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler. Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep "hizmet" olarak bekler.
En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız "şefkat", "sevgi" ve "ilgi"yi eşlerinden de beklemektedir.
Fakat annesinin "Aa! Burnun akmış gel sileyim" dediği gibi; "Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?" vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir "kahraman" gibi görmesini de bekler.
Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlük ve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak "sakin, itidalli, hoşgörülü, anlayışlı, idareci" olmasını bekler.
Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi "saygı" görmek ve asla "tenkit edilmemek" ister.
Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, "Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!" vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan "sevgi dillerinin" kolayca anlaşılmasını bekler.
Eşinin "Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?" diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden "takdir" sözcükleri bekler.
Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak "ayağını yorganına göre uzatarak", "iktisatlı" olmasını bekler.
Eşlerinin soru kitabı değil "cevap anahtarı" olmasını, "dırdırlarıyla" kafasını "şişirmemesini" özellikle de "gözyaşlarını silah" olarak kullanmamasını bekler.
Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: "Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa, bir yerlere para mı kaptırdın?" gibi aşağılayıcı ve "güven" zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.
İhtiyacını en fazla tatmin eden, aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş'ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek "iffet" ve kötü ahlaktan arınmış, "ünsiyet" edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak "mûnislik, itaat" ve "güzel ahlâk" bekler.
Kısacası erkek kadından, annesi kadar "şefkatli eş", güveneceği sadık bir "dost", her şeyi paylaşabilecek "arkadaş", sohbet edebileceği kalbine karşılık mükemmel bir "kalp" bekler.
GÜLAY ATASOY

9 Nisan 2013 Salı

Baba sevgisinden yoksun kızlar, babası yaşındaki kişilere ilgi duyuyor


Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Efkan Yeşildağ, baba sevgisinden yoksun kızların ilerde babası yaşındaki kişilere ilgi duyduğunu söyleyerek babaların kızlarını ve çocuklarına sevgilerini göstermeleri gerektiğini söyledi.

Tokat'ın Turhal ilçesinde faaliyet gösteren Özel Yıldırım Koleji, velilere ve halka yönelik 'Sevgi Anne Güven Baba' konulu aile içi iletişim semineri düzenledi. Okulun konferans salonunda yapılan programa çok sayıda veli ve davetli katıldı.
    Seminere konuşmacı olarak katılan Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Efkan Yeşildağ, günümüzde aile içerisinde yaşanan problemlerin temelinde iletişimsizlik ve fertlerin birbirlerine saygı duymamasının yattığını söyledi. Öğretim Görevlisi Efkan Yeşildağ, programda eşler arası ilişkilerden, çocukların eğitimine, ebeveynlerin çocuklarına karşı davranışlarına kadar birçok konuda anlattığı öykülerle davetlilere pratik çözümler aktardı.
    Anne-baba ve eğitimcilerin, çocuk eğitimi ve gelişimi konusunda her geçen gün bilgi birikimlerini geliştirmesine rağmen, çocuklarla ilgili sorunların azalmadığını aksine arttığını dile getiren Yeşildağ, şöyle devam etti: "Evde anne, şefkat, sevgi ve sığınak, babanın ise güç, kuvvet ve otoriteyi temsil etmelidir. Aksi takdirde çocukların bir karmaşa içerisinde kalacaklar ve tutarlı bireyler olarak yetişemeyecekler. Herkes kendi haricinde herkesi değiştirmeye kalkıyor. Kişi önce kendisini değiştirmeli daha sonra bunu başka kişilerden beklemelidir. Çocuklarımız bize birer emanettir. Emanete emanet gibi bakmalıyız. Anne ve babalar kendi üzerine düşen görevi bir hakkın yerine getirmeli gerisine karışmamalıdır. Çocuklarımızın başarılı ve mutlu olmasını istiyorsak başka çocuklarla asla kıyaslamayalım. Bu fayda yerine zarar getirir. Çocuklarımızın ileriki yaşantılarında rahat etmeleri bizim onlara küçükken güvenmemize ve sorumluluk vermemize bağlıdır. Ayrıca çocuklarımıza ve eşimize sevgimizi gösterelim. Baba sevgisinden yoksun kızların ilerde babası yaşındaki kişilere ilgi duyduğunu söylemek istiyorum. Anne ve babalar olarak çocuklarımıza iyi bir örnek olmak zorundayız."
    Çocuklara verilen sözün mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden Yeşildağ, "Çocuklarımızın yanında tartışmayalım. Yanlış bir iş yapmış da olabiliriz bunu çocukların yanında konuşmayalım. Bir kişinin hayatında en önemli kişi anne en etkili kişi de babadır. Eşler birbirlerini dinlediği taktirde telefon faturasının düştüğünü göreceksiniz. Çocuklarımızı eğitirken hikaye metodunu kullanalım...

7 Nisan 2013 Pazar

Fiziksel ve ruhsal diktatör: Stres


Kontrol altına alınmayan stres, bağışıklık sistemini çökertiyor, psikolojik ve bedensel hastalıkları mıknatıs gibi çekiyor. Reanimasyon ve tamamlayıcı tıp uzmanı Dr. Ender Vardar, “Farkına varıp onu yönetemezseniz, stres diktatörünüz olur.” diyor.
Sürekli öfkeli ve kafanız karışık mısınız? Karar vermekte zorlanıyor musunuz? Hep zamana karşı mı yarışıyorsunuz? Özel ve iş yaşamınızda yüksek beklentileri karşılamakta zorlanıyor musunuz? Bu dört soruya ‘Kesinlikle evet.’ diyorsanız, büyük ihtimalle yoğun stres altındasınız. Çünkü bilimsel araştırmalar, stres altındaki kişilerde kalp hastalıklarının 3 kat, kalp krizinden ölüm oranın ise 5 kat fazla olduğunu gösteriyor. Uzun süreli stres; baş ağrısı, kas ağrısı, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, mide rahatsızlıkları, ishal, kabızlık, ellerde titremeye yol açıyor. Psikolojik belirtilerde ise stres; sinirlilik, endişe, depresyon, üzüntü ve asabiyet şeklinde kendini gösteriyor.
Reanimasyon ve tamamlayıcı tıp uzmanı Dr. Ender Vardar, stresi ‘hastalıkların babası’ olarak tanımlıyor. Dr. Vardar, gripten kalp damar hastalıklarına, hatta kansere kadar geniş bir yelpazede birçok hastalığın nedenlerinin başında stresin geldiğini anlatıyor. “Stres bizi kronik mutsuz, kaygılı yapıp enerjimizi tüketen, yaratıcılığımızı azaltan, daha kolay hastalanmamızı sağlayan baş aktör.” diyen Dr. Vardar, doktorların bile stresi yeterince iyi tanımadığını ve yönetemediğini söylüyor.

Vücut stres altında yağ depoluyor
Stresten arınmak için sigara, alkol, aşırı yemek yeme gibi yanlış yöntemlere başvurulduğunu hatırlatan Dr. Ender Vardar, pek çok hastada benzer durumları gözlemlediğini vurguluyor. Stresin kilo aldırdığına, çünkü stres nedeniyle fazla salgılanan kortizol ve adrenalinin yağ oluşumuna neden olduğuna dikkat çeken uzman, stresli bir vücudu savaş durumundaki ülkelere benzetiyor. Yani kaos olan ülkelerdeki insanlar ölmemek için nasıl un, bakliyat depoluyorsa, stres anında da vücut yağ depoluyor. Bu durumda, su içmek bile kilo aldırabiliyor...

1 Nisan 2013 Pazartesi

İNSAN-HUMAN: Günde bir kadeh, alkole bağlı kanserleri artırıyor...

İNSAN-HUMAN: Günde bir kadeh, alkole bağlı kanserleri artırıyor...: Her gün bir kadeh alkolün kalp ve şeker hastalıklarına iyi geldiği yönündeki iddialar bilimsel olarak çürütüldü. Araştırmaya göre alkol ku...

Günde bir kadeh, alkole bağlı kanserleri artırıyor


Her gün bir kadeh alkolün kalp ve şeker hastalıklarına iyi geldiği yönündeki iddialar bilimsel olarak çürütüldü. Araştırmaya göre alkol kullanımı için güvenli bir eşik yok. Az miktarda alkol alımı bile kanser riskini önemli derecede artırıyor. Mesela, kadınlarda meme kanserine bağlı ölümlerin yüzde 15’inin sebebi alkol.
Amerika Birleşik Devlet-leri’nin saygın bilimsel tıp dergilerinden ‘American Journal of Public Health’ Nisan 2013 sayısında ezber bozan bir araştırmaya yer verdi. David E. Nelson imzalı makaleye göre, düşük miktarda alkol tüketimi ile kanser arasındaki ilişki bilimsel olarak kanıtlandı. Buna göre erkeklerde günde 1,5 kadehten az alkol tüketimi, alkole bağlı oluşan kanserlerin yüzde 16 ila yüzde 25’ine kadar yol açıyor. Kadınlarda günde bir kadehten az alkol tüketimi ise alkole bağlı gelişen kanserlerin yüzde 31 ila yüzde 51’ine kadar neden oluyor.
Buna göre bazı yayınlarda kalp ve şeker hastalığına karşı düşük doz alkolün koruyucu etkilerinden söz edilse bile alkol, başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa ve bu şekilde kurtaracağı hayatların 10 katı kadar ölüme yol açabiliyor. Alkol kullanımı, dünya genelindeki ölümlerin yüzde 4’üne neden oluyor. Alkole bağlı ölümlerin en sık nedenleri arasında kanser, kalp hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları yer alıyor.
Çalışmada 2011 yılında yayımlanan bir makaleye de atıfta bulunuluyor. Buna göre 8 Avrupa ülkesinde 350 binden fazla kişi arasında araştırma yapıldığı ve alkol kullanımının erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 10’undan kadınlarda ise yüzde 3’ünden sorumlu olduğu sonucuna yer veriliyor. Düşük dozda olsa bile alkol kullanımında ağız içi, yutak, gırtlak, yutma borusu, pankreas ve karaciğer kanserlerinin gelişme riski artabiliyor.
“Alkolle mücadele ‘Ulusal Kanser Önleme’ programına alınmalı”
Çalışmayı değerlendiren Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Yalçın alkolün, özellikle de şarabın, kalp hastalığına karşı olumlu etkilerine dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Aynı zamanda Ulusal Kanser Danışma Kurulu Başkanı olan Prof. Yalçın, “Günde 1 kadeh alkol alımının bile kanser ve kansere bağlı ölümler bakımından oldukça riskli olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Alkolün kalbe etkisi olumsuz olup, iddia edildiği gibi üzümden elde edilen şarabın kalbe faydası, içerdiği alkolden değil, içerdiği üzüm suyundaki “resveratrol” denen molekülden kaynaklanmaktadır.” diye konuşuyor...