Popüler Yayınlar

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Oruç, bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Oruç tutmanın sindirim sistemini dinlendirdiğini belirten uzmanlar, bu sayede vücudun kan yapımını artırdığını ifade ediyor. Uzmanlar, "Vücut birikmiş zararlı maddelerden temizleniyor, bağışıklık sistemi güçleniyor. Kalp, damar, kanser gibi hastalıklara karşı direnç artıyor." diyor.
Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Günsel Şurdum Avcı, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süre içinde yemek ve içmekten vazgeçilmesi şeklinde tutulan oruçla, karaciğer ve tüm sindirim sisteminin dinlendiğini ifade etti. Dinlenen sindirim sistemiyle birlikte vücuttaki diğer gelişmeleri sıralayan Avcı, "Vücutta diğer organların kanlanması ve çalışma verimi artıyor. Şeker hastalarında kan şekeri kontrolü, hipertansiyon hastalarında kan basıncı kontrolü kolaylaşıyor. Kanda yağ düzeyleri düşüyor, yararlı kolesterol yükseliyor. Vücutta depolanmış yağlar eriyor, birkaç kilo zayıflanıyor. Kemik iliği uyarılıyor, kan yapımı artıyor. Vücut birikmiş zararlı maddelerden temizleniyor, bağışıklık sistemi güçleniyor. Kalp, damar, kanser gibi hastalıklara karşı direnç artıyor." diye konuştu.
Orucun aşırı yemek, sigara, alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzaklaştırdığına dikkat çeken Avcı, orucun bir ibadet olarak tutulmasıyla güven ve huzur verdiğini, oruç tutanlara büyük moral ve mutluluk verdiğini vurguladı.
RAMAZANDA KALP HASTALARI ORUÇ TUTABİLİR Mİ?

Prof. Dr. Avcı, gördüğü tedavi ile yakınmasız olarak aktif yaşam süren hastaların, beslenmeleri ve ilaç saatleri düzenlenerek, oruç tutabileceklerini söyledi. Avcı, geçirdiği bypass ameliyatı, balon-stent tedavisi ya da kalp pili uygulamasından sonra, herhangi bir yakınması olmaksızın, evinde ve işinde aktif yaşantısına devam edebilen kalp hastalarının, ilaçların günde iki kez alınacak şekilde ayarlanabileceğini ve oruç tutan herkes için geçerli olan beslenme kurallarına uyularak, oruç tutabileceğini belirtti.
http://www.zaman.com.tr/ramazan2014_oruc-bagisiklik-sistemini-guclendiriyor_2228356.html

1 Temmuz 2014 Salı

Zekât kimlere veya nerelere verilir?

Zaman Yazarı Ahmet Kurucan yazdı.... Zekât kimlere veya nerelere verilir? Zekâtın sarf yerleri yani kime, kimlere ve/ya nerelere verileceğini Kur'an Tevbe Sûresi 60. ayette şöyle belirtiyor: "Zekâtlar sadece fakirlere, düşkünlere, zekât toplayan görevlilere, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyenlere, borçlulara, Allah yoluna ve bir de muhtaç kalmış yolcu ve gariplere mahsustur. Allah tarafından kesin olarak böyle farz buyuruldu. Allah alîmdir, hakîmdir. (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir)" Dikkatle incelediğimizde gördüğümüz ayetin 8 sınıf insan ve/ya grup'tan bahsettiğidir. Bu 8 sınıfın efradını câmi, ağyarını mani olacak şekilde bir tarifi ayette yok. Bunu gerek Efendimiz (sas) gerekse daha sonraki dönem kavlî beyan ve fiilî tatbikatlardan çıkartabiliriz. Daha açık bir ifadeyle fakir veya miskin kimdir, aralarında ne türlü bir fark vardır, din farkının fakir veya miskin olmaya etkisi var mıdır yani gayrimüslim fakir ve miskinlere zekât verilebilir mi, zekât toplayan görevli veya kalbleri İslam'a ısındırma ne demek, nasıl anlaşılmalı, borçlulukta ölçü nedir, Allah yolunda olanlar sadece savaş alanında düşmanla göğüs göğüse çarpışanlar mı yoksa ilim ehli de Allah yolunda sayılır mı? Soruları uzatabilirim ama meselenin anlaşıldığını sanıyorum. Açıkçası Kur'an zekâtın sarf yerleri olarak 8 sınıftan bahsediyor fakat onların tarifi tamamıyla içinde yaşanılan zaman şartlarına bağlı yorumlarla belirlenebilir. Tabii temel böyle oturunca karşımıza çıkan ilk sonuç şu oluyor; bu sınıfların tarifi zaman ve mekân şartlarına göre değişkenlik gösterebilir. Dün, dünkü sosyal ve ekonomik şartlarda zekât almaya hak kazanan fakir sayılırken bugün o, aynı hakka sahip olmayabilir. Özetle, bu kişi ve sınıfların tarifi ancak içtihatla belirlenir. Daha müşahhas olması için sadece bir aktarımda bulunayım; fıkıh kitaplarımızda -böyle derken söz konusu kitapların kaleme alındığı dönem şartlarını nazara verdiğimizi unutmayın- yanında bir günlük yiyecek ve içeceği olana fakir, olmayana miskin ya da aynı standarda sahip Müslüman'sa fakir, gayrimüslimse miskin, hicret edenler fakir, etmeyenler miskin, muhtaç olduğu halde dilencilik yapmayanlar fakir, yapanlar miskin şeklinde tarifler vardır. Yukarıda ısrarla ifade etmeye çalıştığımız gibi fakir ve miskinin çerçevesini belirleyen, kapsama alanını çizen bu tarifler içtihadidir ve o dönemin doğrusudur. Fakat bu doğruları farklı sosyo-ekonomik, kültürel ve coğrafî şartların yer aldığı bugüne aynıyla taşımak doğru değildir. Bugün, bugünün uleması, bugünün şartlarına bağlı olarak fakir ve miskinin kim olduğunun tarifini yapmakla mükelleftir. Sair sınıflar için de aynı şeyler geçerlidir. Temel sayılabilecek bu bilgilerden sonra meselenin bir başka yönüne geçelim; kabz meselesi. Türkiye'de halkımız arasındaki kafa karışıklığının en yoğun olduğu alandır burası. Bilinen şu; zekâtta esas olan temlik ve kabzdır. Günümüz diliyle ifade edelim; zekâtı alan mala malik olmalı ve bu maddî açıdan kendisine zekât olarak verilen malı menkul bir şeyse müşahhas olarak eliyle tutma, gözüyle görme şeklinde gerçekleşmeli; gayrimenkulse ruhsat, tapu vb. belgelerde olduğu gibi malın mülkiyetinin kendisine geçtiğini isbat eden bir belgeyi kabz etmelidir. Nereden çıkıyor bu yaklaşım? Bir sonraki yazıda nasipse...
http://www.samanyoluhaber.com/ramazan/Zekt-kimlere-veya-nerelere-verilir/591/

30 Haziran 2014 Pazartesi

Çocuğunuzun kabiliyetine göre yaz okulu seçin

Yaklaşık 17 buçuk milyon öğrenci 3 aylık yaz tatiline girdi. Tatilde hem dinlenme hem de yeni bilgiler öğrenme adına yaz okulları öğrenciler için iyi bir fırsat sunuyor. Uzmanlar, spor faaliyetleri ve enstrüman kursları gibi etkinliklerin iyi bir eğitim aracı olduğunu belirtiyor.
Yaz okulları hem belediyelerin hem de okulların bünyesinde açılıyor. Veli ve öğrenciler bu okullara yoğun ilgi gösteriyor. Fatih Koleji ve Bahçeşehir Koleji gibi özel okullar, yaz okulu kontenjanlarını doldurmaya başladı. Uzmanlar, yaz okulu seçerken her türlü güvenlik tedbirinin alındığı, alanında uzman eğitimcilerin bulunduğu ve çocuğun kabiliyetine göre bir yaz okulu seçmeyi öneriyor. Uzman Psikolojik Danışman Hakan Metan, yaz okullarının çocuğun gelişimi, zamanın iyi değerlendirmesi ve zararlı alışkanlıklardan uzak tutulması açısından önemli olduğunu söylüyor. Yaz okullarındaki spor faaliyetlerinin çocuklar için iyi bir eğitim aracı olduğuna dikkat çeken Metan, “Spor gençlerin saldırganlık dürtülerini, doğal yolla ve sosyal kurallara uygun olarak boşaltmayı öğretir. Bunun için aileler çocuklarının gelişimlerini takip edebilecek kurumlara yönlendirmelidir.” tavsiyesinde bulunuyor.
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_cocugunuzun-kabiliyetine-gore-yaz-okulu-secin_2226134.html

4 Haziran 2014 Çarşamba

Evlilikte en çok tartışma para yüzünden çıkıyor

Time Money'nin yaptığı araştırmada her 5 çiftten 4'ü eşleriyle para konusunda hemfikir olduklarını söyledi. Çiftlerin, yüzde 29'u ev işleri, yüzde 32'si ise para için her ay eşleriyle tartıştıklarını belirtti.
TIME Dergisi 1000'i aşkın evli ve 25 yaş üzeri çifte ilişkileri ve para arasındaki ilişkiyi sordu. Araştırmada oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıktı.
Araştırmada, eşlerin yüzde 4'ünün yatırım stratejisi, yüzde 14'ünün cimrilik, yüzde 18'inin kredi kartı harcamaları ve yüzde 32'sinin ise gereksiz harcamalar yüzünden tartıştıkları ortaya çıktı.
Ankete katılan kadınların yüzde 19'u kocalarının çok cimri olduğundan ve fazla para kazanmamasından rahatsız olduğunu, erkeklerin yüzde 21'i ise eşlerinin gereksiz harcamalarından ve bütçe planlamasına uymamalarından şikayetçi olduklarını söyledi.
Kişisel harcamaların yönetimi konusunda ise, kadınların yüzde 68'i kendini bu konuda yetkin görürken, erkeklerde bu oran yüzde 78 düzeyine kadar çıkıyor.
PARA KONUSUNDA KİM DAHA FAZLA KAYGILI?
Erkeklerin yüzde 45'i "bu konuda en çok ben endişeleniyorum" derken, eşim daha endişeli diyenlerin oranı ise yüzde 23'te kalıyor.
Kadınlarda ise bu konuda kendilerini erkeklerden daha fazla ilgili görüyor. Kadınların yüzde 47'si ben endişeliyim derken, kocam bu konuyla ilgili diyenlerin oranı ise sadece yüzde 18'de kalıyor.
Araştırmadaki kadınların yüzde 37'si eşlerinden daha az veya hiç bir şey kazanmazken, erkeklerde çalışmayanların oranı sadece yüzde 3.
EN FAZLA TARTIŞMA PARADAN ÇIKIYOR
Sonuç olarak çiftlerin yüzde 70'i para yüzünden sürekli tartışıyor. 18 yaşın altında çocuğu olan çiftlerde ise bu oran yüzde 80'i buluyor. Diğer ilginç bir bulgu ise çiftlerin yüzde 22'si yaptıkları harcamaları eşlerinden saklıyor.

Erkekler kazanç konusunda kendisi eşiyle eşit bir biçimde görmüyor.  Kadınlarda ise daha çok ‘biz' düşüncesi  hakim...
http://www.zaman.com.tr/ekonomi_evlilikte-en-cok-tartisma-para-yuzunden-cikiyor_2222022.html

20 Nisan 2014 Pazar

Boşanmanın en önemli sebeplerinden biri ailelerin eşlere müdahalesi

İzmir Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Işıl Çoklar, boşanmanın çeşitli evreler içeren bir süreç olduğunu ve bireylerin yalnızca boşanma öncesinde değil, daha sonra yaşadığı sıkıntılarla da başetmesi ve olumsuz duygularını onarması gerektiğini söyledi.
Bu sürecin fiziki ayrılmadan önce başladığını, hukuki boşanmadan sonra da devam ettiğini belirten Çoklar, "Boşanma öncesinde eşler arasında yakınlığın azalmasını, eşlerin birbirine yabancılaşmasını, çatışmaların artmasını içeren bir duygusal boşanma evresi, evliliğin hukuki olarak sonlandırılmasına ilişkin bir yasal boşanma evresi, buna eşlik eden para, mal paylaşımı ve nafaka ile ilgili sorunların yaşandığı bir ekonomik boşanma evresi, anne ve baba ile çocuk ilişkilerinde velayet ve şahsi ilişki kurma düzenlemelerini içeren bir aile boşanması evresi, sosyal yaşamdaki değişmelere ve yeni konuma adapte olmayı gerektiren bir sosyal boşanma evresi ve tarafların yeni bir düzenleme sürecine girdikleri psikolojik boşanma evresi söz konusudur. Boşanma, çoğu kez bir kayıp yaşantısı ve yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Eşler arasında çözülemeyen çatışmalar, evlilik sona erdikten sonra da sürebilmekte ve geçmişe ait sorunlar, fiziksel ve psikolojik sağlığı olumsuz biçimde etkileyebilmektedir." dedi. Türkiye Aile Araştırma Kurumu tarafından 2009 yılında yapılan bir araştırmanın, boşanma sebepleri arasında ilk sırayı, çiftlerin evlilik hayatına aileleri tarafından yapılan müdahalelerin aldığına işaret ettiğini aktaran Işıl Çoklar, evlilik çatışmalarını çözerken çiftlerin kendilerinin sorumluluk alması, deneyim kazanması, icabında uzmanlardan yardım alması gerekirken yine aile büyüklerine başvurduklarını belirterek, "Partnerlerin geniş aileyle aralarına belli sınırlar koyamamaları, evlilik birliğinin doğal gelişme süreçleri içinde olgunlaşmasına da engel olabilmektedir." diye konuştu...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_bosanmanin-en-onemli-sebeplerinden-biri-ailelerin-eslere-mudahalesi_2211527.html

2 Nisan 2014 Çarşamba

İNSAN-HUMAN: Kardeşliği sosyal medyada feda etmeyin

İNSAN-HUMAN: Kardeşliği sosyal medyada feda etmeyin: Günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medya, son günlerde yaşanan siyasî gerilimle birlikte arkadaş ve akrabalar arasında kırgınl...

Kardeşliği sosyal medyada feda etmeyin

Günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medya, son günlerde yaşanan siyasî gerilimle birlikte arkadaş ve akrabalar arasında kırgınlıkların artmasına yol açtı. Yazılanların konuşma gibi duyguları yansıtmadığını belirten uzmanlar, sanal âlemde sevdiklerimize karşı daha temkinli olmayı öneriyor.
Sosyal medya kullanımı, bilgi paylaşımı ve haberleşmenin yanı sıra insan ilişkilerinde de önemli bir yer tutuyor. Yüz yüze iletişimde insanlar muhatabına karşı daha hassas davranırken, sosyal medyada bu hassasiyet korunamıyor. Yazı dilinin duyguları yansıtmada yeterli olmaması, insanların birbirini daha çok kırmasına sebep oluyor. Son günlerde yaşanan siyasi gerilim ve söylemler, birçok kişinin sosyal medyada arkadaş ve akrabalarıyla ilişkisini koparmasına neden oldu. Bir tarafta ilişkiler kolayca kesilirken diğer tarafta eşini dostunu kaybetmemek için sosyal medya hesapları kapatılıyor. PR ajansında danışmanlık yapan Özlem E., yaşadığı sıkıntıyı şöyle anlatıyor: “30 Mart seçimlerinden sonra sosyal medya üzerinden ‘Halk kararını verdi, siz kaybettiniz’ baskısı arttı. Aynı kaseden çorba içtiğim dostlarım ‘kaybettiniz işte’ diyerek farkında olmadan kutuplaşma siyasetine su taşıyor. Siyasi yarış uğruna dostluklar bitti, aile içinde tartışmalar ve parçalanmalar yaşandı. Birçok arkadaşım, babasıyla konuşmuyor bile. Sırf kavgadan, tartışmadan uzak durmak için sosyal ağlara kısa bir süre ‘mola’ dedim. Yoksa daha fazla kalp kırılacak bu yüzden.”
    Sosyal medyanın çok derin analizli düşünmeye müsaade etmediğini kaydeden Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın, bir düşünceyi 140 karakterle ifade etmenin birçok sınırlama oluşturduğunu ifade ediyor. Kısacık bir yazıdan yola çıkılarak yapılan genellemelerin ise en büyük iletişim hatalarından biri olduğunu vurguluyor.

    Facebook, Twitter derken sosyal medya günlük hayatın vazgeçilmezi haline geldi. Öyle ki, Türkiye’de Facebook kullanıcı sayısı 32 milyonu aşmış durumda. Facebook’u 6 milyon kullanıcısı ile Twitter takip ediyor. Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlarda beğenilmeyen yorumlar, karşıt fikirler ve bu fikirlerin sahibi olan arkadaş ve akrabalar, sosyal medyadan kolayca siliniyor. Sosyal medyada sadece kendi görüşünü ortaya koyma ve aşırı değer verme gibi bir anlayışın hakim olduğunu söyleyen Aydın, kişinin bu düşüncesini karşı tarafa kabul ettiremediği zaman kırılmalara sebep olduğunu belirtiyor. Bu davranışın olgunluk olmadığını vurgulayan uzman, kırılmaların saldırı ya da küsme şeklinde kendini gösterdiğini dile getiriyor. Yüksek lisans öğrencisi Nihal Bayrak da sosyal medya ağlarında paylaştığı haberlerin ya da bilgilerin altına yorum yazan arkadaşlarının artık eleştirilerin boyutunu aştığından yakınıyor...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_kardesligi-sosyal-medyada-feda-etmeyin_2208740.html