Popüler Yayınlar

23 Şubat 2014 Pazar

Kıyaslama, çocukta özgüveni yok ediyor

Çocuklarının ‘iyi’ ve ‘başarılı’ olmasını isteyen ebeveynler, onları başkalarıyla kıyaslıyor. Kıyaslama ise uzmanlara göre çocuk eğitiminde en sık yapılan hatalardan biri.
Çocuklarını motive etmek için kıyaslayan anne-babalar, faydalı olmaktan çok zarar veriyor. Okul başarısı ve diğer özellikleri başkalarıyla kıyaslanan çocuk, mutsuz oluyor. Bu durumdaki çocukların, kardeşini, arkadaşlarını kıskanabildiği gibi ailesi, öğretmenleri ve çevresiyle de ilişkileri bozulabiliyor. Çocuk gelişim uzmanı Gülşen Yıldırım, “Çocuklarımızın gelişim özelliklerini, başarılarını başkalarıyla kıyaslarken farkında olmadan onları bir yarış içine sokuyoruz. Her çocuğun kendine has özellikleri vardır. Bu nedenle kıyaslama, başkalarını rakip gösterme, çocukta özgüven eksilmesine yol açar. Çocuğunuzu başkasıyla kıyaslamak yerine yeteneklerinin gelişimine destek olun.” diyor...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_kiyaslama-cocukta-ozguveni-yok-ediyor_2201424.html

15 Şubat 2014 Cumartesi

Çocuklarda alerjik egzama uykusuzluğa neden olabilir

Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur, "Çocuklarda alerjik egzama uykusuzluğa neden olabilir" dedi.  
Dermatoloji Uzmanı Dr. Öznur, mevsim geçişlerinde çocuklarda görülen deri hastalıklarıyla ilgili bilgiler verdi. Alerjik egzamanın uykusuzluğa neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öznur,  "Alerjik egzama ya da atopik dermatit adı verilen hastalık, özellikle hayatın ilk yıllarında yoğun olarak görülen deride kızarıklık kuruluk pullanma artışı ile seyreden bir deri hastalığıdır. Hastaların sıklıkla başvurduğu şikayetler deride kaşıntı, kızarıklık ve buna bağlı huzursuzluk, uykusuzluktur. Hastalarda yanaklar, boyun altı, dirsek içleri ve diz arkası gibi bölgeler en çok etkilenen alanlardır. Beş yaşına doğru alerjik egzamaların şiddeti azalır. En önde gelen sebep gıdalara karşı gelişen alerjidir. Gıdalar içinde de en sıklıkla inek sütü ve yumurta sorumlu bulunmaktadır. Ayrıca hava yolu ile alınan ev tozu, küf mantar, ağaç polenleri, yabani ot polenleri gibi alerjenler de hastalığı tetikleyebilir. Ayrıca kuruluk, şiddetli sürtünme, irritasyona bağlı sıkı kıyafetler, yünlü kıyafetler gibi fiziksel uyaranlar da şikayetlerin artmasına sebep olabilmektedir. Bu tür alerjileri havadaki kuruluk uyardığı için kış aylarında hastaların semptomları daha da ağırlaşmaktadır" ifadesini kullandı. 
Tedavide alerjenle temasın azaltılmasının şikayetlerde azalmaya neden olacağını belirten Dr. Öznur,  şöyle devam etti: 

"Ayrıca banyo sonrasında nemlendirici uygulama ile cildi nemli tutma bu yönde etkili olmaktadır. Koruyucu önlemlerin yetersiz kaldığı durumlarda ağızdan alerji ilaçları ve kremlerle tedavi gerekebilmektedir. Kaşıntının getirdiği stres hastalığın daha da kötüleşmesine neden olur. Özellikle kış aylarında havanın kurumasıyla ciltte kuruluk ve irritasyon artacağından kaşıntı ve kızarıklıklar artacağından daha yoğun bir nemlendirme önem kazanır." ...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_cocuklarda-alerjik-egzama-uykusuzluga-neden-olabilir_2199569.html

10 Şubat 2014 Pazartesi

Çocuklarda uzun süreli öksürüğe dikkat!

Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Aslı Toros, çocuklardaki öksürüğün özellikle bahar ve kış aylarında en sık görülen şikayetler olduğunu söyleyerek öksürüğün hastalık değil, çeşitli sağlık sorunlarının bir belirtisi olabileceğini dile getirdi. Toros, "Bu rahatsız edici durum geniz akıntısı gibi basit nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, alt solunum yolu hastalıklarının da habercisi olabilir." dedi.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uz. Dr. Aslı Toros, çocuklardaki öksürük hakkında bilgi verdi.
Çocuğunuzu gözlemleyin diyen Toros, "Kış aylarında çocuklarda en çok görülen öksürük aslında vücudun savunma mekanizmalarından biridir. Yabancı bir maddenin (örneğin toz polen küçük bir besin parçası gibi) solunum yoluna kaçması durumunda öksürük refleksi devreye girerek bu maddeyi dışarı atmaya çalışmaktadır. 2 haftadan kısa süren öksürüklerin en sık sebebi grip nezle veya soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. 3-12 haftadan fazla devam eden öksürük ise alt solunum yolu hastalıklarının belirtisi olabilmektedir. Öksürüğün çocuklarda 2 haftadan kısa süreli olması akut, 3-12 hafta devam etmesi ise kronik olabileceğini göstermektedir." ifadelerini kullandı.
Burun akıntısının hapşırık ve kaşıntı alerjik astım belirtisi olabilir diyen Dr. Toros, "Öksürüğün sebebinin belirlenmesinde görülen diğer bulgular çok önemlidir. Ateş, hırıltı, nefes darlığı ile sık nefes alma, bronşit veya zatürre gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, hapşırık, burunda kaşıntı ile birlikte gece belirginleşen öksürükler saman nezlesi veya alerjik astım ile ilişkili olabilmektedir." diye konuştu.

Bilinçsiz kullanılan şurubun öksürüğün şiddetini artırabileceğini ifade eden Dr. Toros, şöyle konuştu: Bebeklikten başlayarak sık tekrarlayan hışıltı atakları ile seyreden tablolarda; reflü ve alerji, gibi kronik ve ilerleyici hastalıklar düşünülebilmektedir...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_cocuklarda-uzun-sureli-oksuruge-dikkat_2198169.html

5 Şubat 2014 Çarşamba

Sürekli annesiyle oyun oynayan çocuk, asosyal oluyor

Çocuklarının eğitimine özen gösteren aileler, doğduğu andan itibaren onun için oyun seçimine de dikkat eder. Ancak kontrolü tamamen eline alan kimi ebeveynler, çocuğun kendi başına ya da arkadaşlarıyla oyun oynamasının hayal dünyasını da geliştireceğini unutuyor.
Oyuncaklar ve oyunlar, çocukların dünyaya geldiğinden itibaren gelişimlerini destekleyen en büyük yardımcılardır. Zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimlerinin olumlu etkilenmesinin yanı sıra aile ve çocuğu birbirine yakınlaştıran, gönül bağlarını güçlendiren yine oyunlardır. Uzmanlar, çocuğun hayal dünyasının gelişmesi için kendi başına oynamayı öğrenmesi gerektiğini belirtiyor. Çocuklarıyla gün içinde bir saat vakit geçiren ailelerin, sonrasında ‘Hadi bakalım biraz da kendi başına oyna’ demesi gerektiğini dile getiriyor. Pedagog Mehmet Teber, bazı ebeveynlerdeki şikâyeti şöyle aktarıyor: “Çocuğum doğduğu andan itibaren onunla o kadar çok ilgiliydim ki, sürekli birlikte oyun oynuyor ve hafta sonları da etkinliklere katılıyorduk. Okul çağına geldiğinde yanlış yaptığımı fark ettim. Çünkü çocuğum arkadaşları ve öğretmenleriyle oynamaktan zevk almıyor, çabuk sıkılıyordu.” Birçok annenin bu durumu yaşadığını kaydeden Teber, “Çocuk anne ve babayla, arkadaşlarıyla ve kendi başına oyun oynar. Eğer bir çocukta bunların üçü de varsa mutlu olur, daha sağlıklı bir iletişim kurar. Sadece anne ve babayla veyahut arkadaşlarıyla oyun oynaması ise yanlış bir davranıştır.” ifadelerini kullanıyor. Çocuktaki en önemli becerinin kendi başına oyun oynayabilmesi olduğunu ifade eden pedagog, “Çocuğa rahatlıkla ‘Hadi biraz da kendi başına oyna’ demek gerekiyor. O sırada çocuk bunu reddediyor ve ağlıyorsa biraz sabretmeli, ‘Ben nasıl anneyim, çocuğumla oynamıyorum’ diye düşünülmemeli. Hayal dünyasının gelişmesi adına kendi başına kalmalı ve istediği oyuncakla oynamayı öğrenmelidir.” diyor.

Çocuğunuzla hayal kurmaca oynayın
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_surekli-annesiyle-oyun-oynayan-cocuk-asosyal-oluyor_2197652.html

3 Şubat 2014 Pazartesi

Hangi organ, hangi yaşta yaşlanıyor?

BEYIN
GOZ
KULAK
KALP
CIGER
KEMIK VE KASLAR

http://www.zaman.com.tr/multimedia_getGalleryPage.action?sectionId=1&type=foto&galleryId=143832&activePic=1#

21 Ocak 2014 Salı

Evliliği rutine terk etmek, ölü evlilikler meydana getiriyor

Sosyolog-yazar Mehmet Ali Balkanlıoğlu, 15 kişilik araştırma ekibiyle ‘mutlu ve uzun evliliğin’ sırlarını araştırdı. Çalışmasını bir kitapta toplayan yazar, aileleri uyarıyor: ‘İyi bir eş olarak değil, prens ve prenses gibi yetişen gençlerin hikâyeleri, nikâh sarayında başlayıp adalet sarayında bitiyor.’
Dağılan yuvasının yasını tutan 40 yaşlarındaki arkadaşının hikâyesi, Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Balkanlıoğlu’nu kapsamlı bir çalışmaya ve ‘Evliliğin Şifresi’ kitabını yazmaya yönlendirir. Konferans için yurtdışına giden Balkanlıoğlu’na, arkadaşı önce maddi sonrasında da manevi sebeplerle artan huzursuzluğunu ve boşanma sürecini anlatır. Çareyi yurtdışına çıkmakta bulan arkadaşının derdiyle dertlenen yazar, başkanlığını yürüttüğü bağımsız 15 kişilik Sosyal Politikalar ve Aile Araştırma Grubu ile bir buçuk yıl süren bir alan araştırması yapar. Mutlu ve uzun evliliğin sırlarını araştırdıklarını söyleyen Balkanlıoğlu, “Alana indik, mahalleye gittik, birebir yirmi yıl ve üzeri evlilerle görüştük. Görüşmelerimizin, gözlemlerimizin ve yorumlarımızın neticesinde bu eser ortaya çıktı.” diyor. Evliliğin uzun olmasının mutlu bir evlilik olduğu anlamına gelmediğini ifade eden sosyolog, “Ölü evlilikler dediğimiz içi boş evlilikler de var. Günümüzde aile denilince akla boşanma, aldatma, şiddet geliyor maalesef. Hâlbuki mutlu evlilikler de var. Bunu da ön plana çıkarmak için bu kitaba başladık.” ifadelerini kullanıyor. Günümüzde birçok evliliğin ‘rutin evlilik’ olduğunu belirten Balkanlıoğlu, “Bir noktadan sonra eşler kendilerini salıveriyor. Hâlbuki evliliği garanti görmek ve rutine terk etmek çok büyük bir hata! Eşler birbirine değer verdiğini her fırsatta dile getirmeli, sürprizler yapmalı.” diyor.

Balkanlıoğlu’nun dikkat çektiği bir diğer nokta ise ekonomik durum. Ailelerin çoğunun borç altında olduğunu söyleyen yazar, “Bir şekilde kredi çekiliyor ve ödeme güçlüğü yaşamaya başlayınca bu durum, aileye olumsuz olarak yansıyor. Ekonomik sebepler, boşanmalarda da temel faktörlerden. Bu borçlanmalar toplum olarak bir yerde elimizde patlayacak! Zaten 2001 krizinden sonra boşanmaların da patladığını görürsünüz.” şeklinde konuşuyor...
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_evliligi-rutine-terk-etmek-olu-evlilikler-meydana-getiriyor_2194668.html

18 Ocak 2014 Cumartesi

Kötü anıları unutmak mümkün mü?

Psikiyatri Uzmanı Dr. Sümer Öztanrıöver , geçmişimizde unutmak istediğimiz, hatırladığımızda canımızı hala acıtan travmaları beynimizden silmek isteyebileceğimizi ifade ederek, "Bu anılarımız beynimizde, vücudumuzda izlerini yıllar boyunca taşır ve günlük hayatımıza sızarak etkilerini doğrudan ya da dolaylı olarak gösterebilirler. Travmayı birinci elden yaşama ya da tanık olma bizi aynı derecede etkileyebilir. Örneğin küçükken ebeveynlerinden fiziksel şiddet gören bir çocuk kadar, kendisi şiddet görmese bile kardeşlerinin ya da annesinin şiddet görmesine tanık olması da onu aynı şekilde travmatize edebilir" dedi.

Başkalarını etkilemeyecek bir durumun bazı kişiler için travmatik olabileceğine dikkat çeken Öztanrıöver, bu yüzden olayın ne olduğundan çok nasıl algılandığının önem taşıdığını söyledi. Öztanrıöver, "Örneğin ilkokulda sınıfta bir soruyu yanlış yanıtladı diye arkadaşlarının gülmesi bir kişi için travmatik olurken, bir diğeri için çok önemsiz olabilir. Anne-baba ölümüne tanık olma, çocukluk çağı cinsel istismarı, geçirilen ciddi kazalar; belirgin zorlanmalara yol açabilir ve kişiler yaşadıkları sorunların sebebinin bu yaşam olayları olduğunu bilir. Ancak bazen küçükken yaşanılan ve unutulup giden bir ameliyat, hatta bazen denizde-havuzda şakalaşma ve suyun altında bir anlık nefessiz kalma deneyimi, erişkin yaşta kapalı yerlerde kalamamaya, panik bozukluğuna yol açabilir. Beden hafıza sı, duygu köprüsü yoluyla şartlar tamamen farklı olsa da aynı çaresizlik düşüncesini, duyguları, bedensel duyumları ortaya çıkarabilir" diye konuştu.

DEPRESYON VE ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ TEDAVİSİNDE DE ETKİLİ

"Sil baştan beyni sıfırlama mümkün mü?" diyen Öztanrıöver, şöyle devam etti:

"İnsanlar genellikle travmatik olayı unutmak ve hiç hatırlamamak ister. Beynimiz olayı bilinç dışına iterek bunu zaten yapmaya çalışır. Ancak bunun için daha ağır bir bedel öder. Çünkü bilinç dışına itilen bir olay, tıpkı suyun altına itilen bir top gibi yukarı çıkmaya çalışır. Ne kadar derine itersek o kadar güçlü çıkmaya çalışacaktır. Direncimizi düşüren bir yaşam olayı olduğunda, hatta bazen koşuşturmamız bitip tam rahata kavuşacağımızda hızla yukarı fırlar. Depresyon, anksiyete bozuklukları veya psikosomatik hastalıklar yoluyla kendini görünür kılar. EMDR gibi terapi teknikleri, çift taraflı beyin uyarımı yoluyla travmatik olaylara duyarsızlaşmayı sağlayarak, beynin olayı yeniden işlemesine yardım eder. Olayın kişi için anlamı değişir...
http://www.samanyoluhaber.com/saglik/Kotu-anilari-unutmak-mumkun-mu/1039105/