Popüler Yayınlar

2 Ocak 2014 Perşembe

Eşinizin gönlünü sevgi ve saygı ile fethedin

Erzincan Müftüsü Galip Akın, bayanlara eşlerine karşı tatlı dilli olmaları tavsiyesinde bulunarak, "Eğer sonuç almak istiyorsanız, acı söz, hakaret, tartışma ve eşinizi incitmekle bir yere varamazsınız. Tatlı dilli olun. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkardığına göre, eşiniz yılandan da mı kötü? Önce siz eşinize göstereceğiniz sevgi, saygı ile gönlünü fethedin. Onun isteklerini yerine getirerek kozlarını elinden alın." dedi.
Erzincan'da kadınlara yönelik 'Aile İçi Şiddet ve Çözüm Yolları' konulu seminer düzenlendi. İl Müftüsü Galip Akın tarafından düzenlenen seminerde, eşler arası yaşanan geçimsizlikler ve şiddet hususlarının önlenmesi konusunda bilgi aktarıldı.
Müftülük konferans salonunda düzenlenen ve seminere konuşmacı olarak katılan Müftü Galip Akın, kadınlara önemli nasihatlerde bulundu. Çok sayında kadının ilgi ile dinlediği seminerde aile içi şiddet ve çözün noktaları hakkında önemli ipuçları veren Müftü Galip Akın, "Eşler arası geçimsizliklerde 'şiddet' önemli bir rol oynar. Erkeğin otoritesini kuramadığı zaman, en sık başvurduğu silah dayaktır. Toplumumuzda dayakla ilgili çok yanlış tutum ve kabullenmeler var. Kimi erkekler dayakla otorite kurar ve sürdürür. Bazen de dayak, ters teper, otoriteyi kırar. Kimi durumlarda ise dayak etkili olur; ancak erkek sevgiyle değil, hep korkuyla ve nefretle hatırlanır. Kadın, erkeğini kızdırmamak, ağır hakarete uğramamak veya dayak yememek için istemeyerek saygı gösterir. 'Her şeyden önce şefkati sonsuz olan Rabbimiz, 'şefkat kahramanı' olan kadınları erkeklere emanet etmiş. Emanete hıyanet etmemelerini, emin ve güvenilir olmaları gerektiğini her fırsatta vurgulamış ve onları yani biz erkekleri bu konuda uyarmıştır. Evlilik, eşler arasındaki aşk ve sevginin şiddetlenmesi ve kuvvet kazanması anlamına gelmelidir, sertlik göstermek, dayak ve şiddete başvurmak ve sonuçta ayrılığa kapı aralamak değil." açıklamasında bulundu.
DAYAKLA SEVGİ BAĞDAŞMAZ

Seminerde dayakla sevginin bağdaşmayacağını söyleyen Müftü Akın, "Düşünün! Eşinizde ne kadar güzel huylar, meziyetler, hünerler var...

15 Aralık 2013 Pazar

Middle East's struggle for democracy: Going beyond headlines


The ongoing struggle in the Middle East is not between the so-called Islamists and secularists. It's not pro-Morsi vs. pro-military in Egypt, or even Assad vs. opposition in Syria. The real struggle is between those committed to the core values of democracy and human rights and those who want to maintain a status quo of authoritarianism and domination.

Western observers often place Middle East actors and their motives into well-intentioned but partially inaccurate or sometimes misleading categories. For example, the three major groups in Iraq are labeled as Shiites, Sunnis and Kurds. The first two are religious categories, while the third is ethnic. The majority of Kurds are Sunni, and the majority of Iraqi Shiites are ethnically Arabs. So the right, albeit inconvenient, categories would be Sunni-Kurds, Sunni-Arabs and Shiite-Arabs.

These categories would be trivial details if it weren't for the fact that Middle Eastern realities of these labels do not always overlap with established western understanding. For instance, those in the Middle East who call themselves "secularists" would be perceived in the west as the "good guys" who believe in democracy and separation of church and state.

But Turkey's historic self-proclaimed "secularists" in practice were anything but secular or democratic. As Edhem Eldem, Professor of History at Istanbul's prestigious Bogazici University observed, Turkish "secularism" often "marginalized and oppressed those who openly displayed their beliefs; head-scarf-wearing women were banned from universities, and few protections were given to religious minorities." The government ran every single mosque and prescribed the preachers' sermons. Turkey's self-proclaimed secularists were also aggressive nationalists, who denied millions of Kurdish citizens their cultural rights, including the right to speak their mother tongue. Those who did not embrace the official government ideology were sometimes beaten and jailed.

Counter-intuitive to a western audience, on the other side were participants of the Hizmet social movement, originated by Turkey's most influential preacher and social advocate, Fethullah Gülen, who advocated for democracy, equal opportunity and social justice, and defended religious rights of all faiths in Turkey, including Orthodox Christians and Jews. Gülen's sympathizers started free tutoring centers in Turkey's Southeast, serving tens of thousands of children from low-income families, often of Kurdish descent, helping protect them from recruitment by terrorist organizations operating around Turkey's borders.

In 2008, when the Turkish judiciary prosecuted military officials charged with planning or perpetrating military coups, western media called it a struggle between Islamists and Seculars. In reality, as correctly observed by Dr. John Esposito of Georgetown University, it was a struggle between pro-democracy groups and those military officers who were found guilty of some of the worst crimes against their fellow citizens. Kurdish citizens, many of who saw their loved ones disappear under military-dominated periods, celebrated this development alongside journalists who were intimidated or fired from their jobs during the same periods.

Last month, when Hizmet representatives criticized the government-proposed legislation that calls for banning exam prep schools, Turkish and Western journalists labeled this opposition as a feud between Prime Minister Erdoğan and Mr. Gülen because roughly 15-25 percent of these prep schools were founded by Hizmet participants according to various estimates.

But that is an oversimplification because this underlying struggle is between democracy and free enterprise on the one hand against government overreach and authoritarianism on the other. If enacted, this legislation would make Turkey the only country in the world to ban a whole category of legitimate private enterprise -- and that too, one that provides math, science and language arts training to children of low-income families who cannot afford private tutoring...

* Dr. Aslandoğan is the President of the Alliance for Shared Values, a non-profit that represents interfaith dialogue organizations affiliated with Hizmet in the U.S.

Published on The Huffington Post, 12 December 2013, Thursday
http://www.hizmetmovement.com/

14 Aralık 2013 Cumartesi

İNSAN-HUMAN: Erkeği evden uzaklaştıran mahrem sebeplere dikkat!...

İNSAN-HUMAN: Erkeği evden uzaklaştıran mahrem sebeplere dikkat!...: Evlilikleri bitiren karşılıklı ilgisizlik, çiftlerin boşanma sebeplerinin başında geliyor. Zira iş dönüşü sıcak bir tebessüm bekleyen erk...

Erkeği evden uzaklaştıran mahrem sebeplere dikkat!

Evlilikleri bitiren karşılıklı ilgisizlik, çiftlerin boşanma sebeplerinin başında geliyor. Zira iş dönüşü sıcak bir tebessüm bekleyen erkek yahut kadın asık suratla karşılaşınca evde huzur da bulamıyor. Bunun dışında çiftleri yuvadan uzaklaştıran; bakımsızlık, iletişim ve istişare eksikliği gibi başka sebepler de var.
14 yıllık evli ve 3 çocuk babası Hakan Ş., uzaktan akrabası olan eşi Feryal Hanım’la evliliklerini kurtarmak için uzman yardımı alıyor. Kendisine yöneltilen “Karınızın yerinde olsanız, kocanıza nasıl davranmanız gerekirdi?” sorusuna verdiği cevap, birçok erkeğin belki de kimseye söyleyemediği bir sıkıntıyı özetliyor: “Evde kocamla baş başayken lahana gibi giyinmezdim. Lahana bile tek renk. Benim gördüğüm ise yıllardır renk renk.” Bakımsızlık evliliği bitiren ana sebep olmasa da birçok ilişkiyi fark etmeden çıkmaza da sokabiliyor. Ev hanımı Feryal Ş. ise başlarda evliliklerinin herkese örnek gösterildiğini ve şimdi eşinin kendisini aldatmasına anlam veremediğini dile getiriyor. Çift, Aile Yaşamını Koruma Derneği Başkanı, ayrıca evlilik ve iletişim uzmanı olan İnci Yeşilyurt’tan yardım alıyor. Yıllardır hem iletişim hem de Feryal Hanım’ın aile içi davranış eksikliği, Hakan Bey’i önce sanal âleme, ardından da aldatmaya sürüklemiş. Yeşilyurt, seansın ilerleyen kısımlarında ise evlendikleri ilk günden sonra Feryal Hanım’ın ev içinde önce utangaçlık, daha sonra da yorgunluk, ev işleri ve çocuk gibi sorumluluklarla dış görünüşüne dikkat etmediğini fark etmiş. Eşinin genelde eve misafir geldiğinde veya düğüne gittiklerinde güzel ve bakımlı giyindiğini kaydeden Hakan Ş., “Eşim benim için değil başkaları için süslenip, güzel giyiniyor. Sabah yolcu edilmiyorum. Akşam güler yüzle karşılanmak bir yana, yemek yemenin, ihtiyaçları konuşmanın dışında ortak bir hayatımız yok. Benim isteklerimin, beklentilerimin bu evde önemi kalmamış.” sözleriyle problemin kaynağına işaret ediyor. Moralinin bozuk olduğu böyle bir günde girdiği internette, önce arkadaşlıklar, akıcı sohbetler ve yıllardır karşılaşmadığı güler yüzü bulan Hakan Ş., bir süre sonra sanal âlemde geri dönüşü zor olan aldatma yoluna ilk adımını atıyor. Zira evde hissedilemeyen değeri, hanımında aradığı davranışları dışarıda yakalıyor.
Hakan Ş. ve eşi Feryal Hanım ile toplam 8 seans görüşüldüğünü kaydeden İnci Yeşilyurt, çiftin yeniden bir araya geldiğini söylüyor. Yeşilyurt, “İlk bakışta son derece mütevazı yaşantıları olan bu çiftin yaşadığı aldatma ve sonrasında oluşan güven problemi, aslında buzdağının görünen kısmı. Tabii bu örneğin tam tersi durumlar da var. Çünkü duygusal anlamda boşanmış ama aynı evde yaşayan çiftler, patlamaya hazır volkan gibi. Patlama çoğu zaman aldatma olarak duyulur. Ama volkanın dibine indiğimizde bambaşka ateşler yuvaları tehdit ediyor.” ifadelerini kullanıyor.
Erkeklerin, problemlerini daha çok içinde yaşadığını vurgulayan Yeşilyurt, şunları belirtiyor: “Bir süre sonra kendini kullanılmış, üstünde ağır yükler olan, bekârlık hayatının sorumsuz günlerine özlem duyan ve annesinin şefkatini arayan bir kişiliğe dönüşürler. Bu durumda kimi erkek, kendini dış dünyaya kapatırken kimisi de daha dışa dönük yaşamaya çalışır. Bazen iş yoğunluğu bazen de arkadaşın problemini çözme gibi gerekçelerle eve daha geç giderek, aslında kaçmanın yollarını arar. Problemlerin kaynağı tespit edilip, zamanında çözüldüğünde, sadakatsizlik de ortadan kalkar.”

‘Biz sizi eşlerinizle imtihan ederiz’ sırrı unutulmamalı

Uzman Psikolog Cihad Kaya ise evlenmeden önce kadının sevilmesine neden olan şeylerin terk edilmesinin, ilişkilerde erkek tarafının soğumasına yol açtığını belirtiyor. Kılık-kıyafet ve öz bakıma gösterilen itinanın azalmasının, erkeği eşinden ve ailesinden soğuttuğunu söyleyen uzman Kaya, “Evlilikte kadının kibar konuşmaması, kibar davranmaması, eğer ev bakım sorumluluğu kendisinde ve gündelik işlerle normalden çok daha fazla ilgilenip, kendisine ve eşine ayıracak zaman bırakmıyorsa, erkek, evinden ve ailesinden uzaklaşabiliyor. ‘Hep böyle yapıyorsun’, ‘Sen zaten böylesin’, ‘İlgisizsin’ gibi yargı cümleleri kullanan ve aile hayatı ve sosyal ortamlarda farklı davranışlar gösteren, eşinin derdine ve mutluluğuna ortak olmayan ve yalan söyleyen, her iki cins için de geçerli olmak üzere mahrem talepleri yanıtsız bırakan eşler birbirine karşı saygısını da kaybedebiliyor.” uyarısında bulunuyor. ‘Biz sizi eşlerinizle, annelerinizle, babalarınızla, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz.’ ayet-i kerimesini hatırlatan Kaya, “Tüm bunları gerçekleştirmesine ve ideal bir eş olmasına rağmen yüzlerce hanımın aldatıldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.” diyor.

Çiftlerin bu davranışları, evliliğe zarar veriyor!

Israrcı olma: Arada bir talepleri karşılanmazsa bile sürekli o talebi dillendirmek, az ama öz konuşamamak.
İlgisizlik: Çalışmayan kadınların, eşinin alışkanlığını ve talebini bildiği halde hastalık, gece çocuk bakmak gibi gerekçeler dışında kahvaltı hazırlamamak, eşini kapıdan uğurlamamak.
Bitmeyen sorular: Erkeği iş saatleri içinde zorunlu nedenler dışında sık sık arayarak ‘Neredesin?’, ‘Ne yapıyorsun?’, ‘Yanında kim var?’ sorularını yöneltmek.
Güvensizlik: Erkeğin cep telefonunu sık sık kontrol etmek ve erkeğe özgürlük alanı tanımak istememek, trafik gibi nedenlerle eve geç kaldığında surat asmak ve sorgulamak.
Aile mahremiyeti: Tartışmalarda aile büyüklerini arayarak, ağlamak ve eşini şikâyet etmek.
Sosyal çevreye müdahale: Şununla görüş, bununla görüşme gibi talimatlar vermek.
Aile: Erkeği annesinden kıskanmak, eşine annesini (kayın validesini) şikâyet etmek, tartışmalarda erkeğin ailesini kötülemek.
Kıyaslama: Başkalarının eşlerine aldıklarından söz etmek, ‘Leyla’ya kocası yeni televizyon almış, bilezik almış’ gibi imalı sözlerle kıyaslama yapmak...

9 Aralık 2013 Pazartesi

Çocukta beyin gelişimi 3 yaşında tamamlanıyor

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Pediatrik Rehabilitasyon Birimi’nden Fizyoterapist Özcan Kalkan, çocukta 3 yaşında beyin gelişiminin, 16 yaşında ise vücut gelişiminin tamamlandığını söylüyor.

‘Çağdaş spastik çocuk tedavisi nasıl olmalı?’ konulu panelde konuşan Kalkan, yaptıkları tedaviyi şöyle anlatıyor: “0-1 yaş arasındaki vücut gelişimi olan çocuklarda sadece fizyoterapi uyguluyoruz. Beynin gelişimini sağlamaya çalışıyoruz. 1-3 yaş arasında ek olarak botoks uygulamasından yararlanıyoruz. 3 -16 yaş arasında çok sayıda spastik cerrahi uygulama ve ortopedik girişimler var. Kasılma olan kasa hareketi öğretebilirsek, bükme ve eğme hareketini beyin kendi emredebilirse tedaviyi yapmış oluruz. Bu da beynin şekil değiştirmesiyle oluyor. Bu noktada çocuğu hareket ettirmeye ihtiyaç duyuyoruz...

4 Aralık 2013 Çarşamba

Beyninizi şarj etmenin yolları



Erken saatte hafif bir akşam yemeği yiyin: Akşam saatinde hafif bir akşam yemeğinin sağlığınıza birçok faydası vardır, kilo vermenize de yardım eder. Aynı zamanda beyninizi şarj eder. Erken yemek daha iyi uyumanızı sağlar, çünkü midenizin yiyecekleri daha iyi sindirmesi için daha fazla zamanı olur. Beyninize daha yoğun bir enerji akışı sağlar.
Daha fazla badem: Süper yiyecek olan bademin sağlığınıza sayısız faydası vardır. Antioksidan olan E vitamini açısından zengin olan badem yaşlandıkça bilişsel zekanızın azalmasını önler. Ayrıca amino asitler ve vücudunuz için gerekli yağlarla dolu olan badem beyninizin odaklanmasına yardım eder. Ancak çok fazla yememeye dikkat edin, çünkü 20 tane bademde yaklaşık 150 kalori vardır.
Elma suyu için: Bir araştırmaya göre, elma ve elma suyu vücudun gerekli nörotransmitter üretimine yardım ediyor. Bu da hafızanızı destekler ve bilgileri saklamanıza yardım eder. Elma ve elma suyu aynı zamanda beyninizi korur, Alzheimer riskinizi azaltır.
Her gün B12 vitamini tüketin: Sadece beyninizi şarj etmeyen B12 vitamini beyninizin boyutunu da geliştirir. Yaşlandıkça beyniniz küçülür, bu durumla B12 vitamini savaşır. Bu vitamin öğrenmenize, konsantre olmanıza, kritik düşünmenize yardımcı olur.
Okuyun: Okumak zihniniz için bir kurtuluş demektir. Bir araştırmaya göre, kitap okumak zihinsel stresinizi yüzde 68 oranında azaltır. Kitap okurken günlük hayatın stresinden, koşuşturmasından uzaklaşırsınız.
Bir hobiniz olsun: Zamanınızı ve dikkatinizi bir uğraşa verdiğiniz zaman, günlük stresten uzaklaşırsınız. Beyninizi yeniden şarj edersiniz. İster yazın, ister resim yapın bir şeylerle meşgul olursanız beyniniz şarj olur.
Egzersiz ya da spor yapın: Beyninizi şarj etmenin en verimli yollarından biri egzersizdir. Daha fazla odaklanmanıza ve disiplinli hareket etmenize yardım eder ve uzun sürede beyninizin strese karşı kendisini daha hızlı toparlamasına yardımcı olur.
Dışarı çıkın: Çok fazla yapay ışığa maruz kalmak beyin enerjinizi tahrip eder, dikkatinizi olumsuz etkiler ve hatta uyku kalitenizi bile bozar. Bu nedenle beyninizi şarj etmek için daha fazla doğal ışığa çıkın, dışarıda dolaşın.
Aynı anda birden fazla görevi yerine getirmeyin: Aynı anda birden çok şeyi yapmaya çalıştığınızda çabuk sıkılır, boğulursunuz. Buna rağmen bir anda çok iş yapmak verimliliğinizi etkiler, beyniniz üzerinde de etkisi çoktur, beyninizin daha iyi çalışmasını sağlar. Ancak bunların yanında sizi hata yapmaya sevk eder ve hayatınız daha fazla stresli olur.

2 Aralık 2013 Pazartesi

Çocukların isteklerini ağlayarak yaptırmasına izin vermeyin!

Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü'nden Uz. Psk. Sevda Sevimli Yurtseven, sürekli ağlayan çocuklar için anne babalara önerilerde bulundu. Yutseven, "Çocuğun ağlamasına kıyamayıp hemen istediğini yapmak veya 'dokunma, yapma' gibi kuralcı söylemler, çocuğun duygularını ve istediklerini sürekli ağlayarak belirtmesine neden olmaktadır." dedi.
Sürekli ağlayan ve her istediğini bu şekilde yaptırmak isteyen çocuklar, anne babaların bundan rahatsız olduğunu belirten Uz. Psk. Yurtseven, "Bebekler ihtiyaçları için ağlayarak haber vermektedirler, zamanla ihtiyaçları karşılandıkça beklemeyi öğrenirler. Bebek, 1 yaş gibi hareket kabiliyetinin gelişmesiyle birlikte; özgürlük, özerklik, bağımsızlık için çabalarken, ebeveynler bebeğe zarar gelmesinden korkarak sınırlamalar getirmeye, kuralları öğretmeye çalışmaktadır." ifadelerini kullandı.
İki yaş civarında ki çocuklarda inatçılık ve ağlamanın çok sık görüldüğünü aktaran Yurtseven, "Özellikle 2 yaş civarında hem anneye bağımlılık hem de özerk bir durum vardır. İnatçılık ve ağlamalar bu dönemde çok sık görülmektedir. Öncelikle bu dönemde çocukların hareketli, keşfedici, karıştırıcı ve ısrarcı olduklarını bilmek gerekmektedir. Ancak bu olumsuz özellikler geçicidir. 3 yaş gibi daha uyumlu, kurallara uyan beklemeyi bilen bir çocuk ortaya çıkmaktadır." diye konuştu.

Yasaklar konusunda kesin ve kararlı olmalı diyen Uz. Psk Yurtseven, "Çocuklar çok çabuk öğrenirler ve unutmazlar. Örneğin çocuk şeker istediğinde, anne baba bunu istemediğini belirttiği halde çocuk ağlamaya başladığında sussun diye veriyorsa çocuk ağlama yolu ile istediklerini yaptırabileceğini öğrenmiş olur. Ödüllendirmeyi yanlış yapmamak için öncelikle yasaklar konusunda kesin kararlı olmak ve tutarlı davranmak önemlidir. Tutarlı davranış için eşlerin ortak kurallarda anlaşmaları ve bunları uygulamaları gerekmektedir." dedi...