Popüler Yayınlar

25 Eylül 2013 Çarşamba

Dişlerin yapısı kişiliği belirliyor

Yüz hatlarından sonra diş lerin de insan karakteri ile ilgili ipuçları verdiği ortaya çıktı.

 Diş hekimi Güzin Kırsaçlıoğlu "Dişlere bakarak karakter analizi nasıl yapılıyor?" sorusunun cevabını şu sözlerde verdi:

"Eğer dişler alt dudak yapısını takip ederse pozitif gülüş diyoruz ona ve bu insanlar genelde pozitif insanlar oluyorlar. Karşı diyaloga açık oluyorlar ve genellikle satış işinde başarılı oluyorlar. Bunu tam tersi köpek dişleri daha uzun ön dişler daha kısa olduğunda negatif gülüş oluyor. Bu insanlara karşı bir antipati duyuluyor. Dişlerin uçlarındaki sivrilikler sert köşeler olduğu zamanda o kişiler sinirli mizaca sahip olduğunu anlıyorsunuz."

Araştırmaların bilimsel verilere dayandığını söyleyen uzmanlar yüzde geçerli olan altın oranların dişlerde de kabul gördüğünü vurguluyor.

Türkiye'de çok fazla bilinmeyen bu konu, dünyada çok popüler.

Öyle ki yeni baştan diş yaptırmak isteyen kişiler bile karakterlerine uyumlu dişleri tercih ediyorlar.

24 Haziran 2013 Pazartesi

Dünya Efsanesi

Dünyada ne çok dünya var; ne çok ülke, kent, yol ve arzu… Yolların birleştiği kavşaklarda nereye gideceğini bilemeyen ne çok kafası karışık insan bulunuyor! Gidilmeyen, dolayısıyla görülmeyen çok ülke, yürünmedik çok yol var! Arkalarında bin bir ihtimal saklayan ne çok dağ var çıkılmadık. Yapılan ve yapılamayan ne çok şey var! Doyurulan, ama kısa bir süre sonra yine isteyen ne çok şey var içimizde barınan. Dünya ne büyük bir yer, dolup boşalan. Gide gide bitiremediğimiz ne uzun yollar var önümüzde uzanan. Bir ömür, yüzlerce ömür yaşanan, ama yine kendisine doyulmayan ne şuh bir hayat var bizi sarmalayan. Hayat ne çok çağırıyor; küçük, küçüçük bir varlıkken, bir ömürlük hayata sahipken, ne çok büyüğe, bitimsize, sonsuza kışkırtılıyoruz.

Ruhumuzu, içimizi, arzularımızı, doyurulamayışımızı, çok şey istiyor oluşumuzu içinde toplayan beden gemimizde kendimizi büyütürken, bu küçücük bedenimizde kendimizi büyük görürken; içine doğduğumuz dünya, ülke ve şehirler, karşımızda yüzlerce ve binlerce seçenek olarak beliriyor. Dünya, hem içimizde sayılamayacak kadar arzu ve istek uyandırıyor, hem karşısında şaşırıp kaldığımız o kadar tercih sunuyor. Biz bir şey olarak varız, ama karşımızda çok şey, yapmak istediğimiz çok şey duruyor. Kente, dünyaya inmek üzereyken, karada akıp giden binlerce yol bizi çağırırken, kendimizi bu yollara vurmaya karar vermişken, birden aklımıza, içimize sorular düşüveriyor: Bir tek şey olarak çok şeye yeter miyiz? Biz bu kadar çok şeyi içimize alabilir miyiz? Hayatımız yeter mi buna, bu kadar şeye güç yetirebilir miyiz? Sonu görünmeyen dünyanın çağrılarına, yürümekle sonu gelinmeyecek yollara, tatmin edildiğinde bize daha fazlasını istetecek arzulara kendimizi açtığımızda, hayatın hepsine, dünyanın tümüne gidebilir ve sahip olabilir miyiz? Bu mümkün mü, gerçekten bunu başararak son nefesini vermiş bir tek insan yaşamış mı?

Güz mevsiminin o esaslı havasında, Ramazan’ın kendine mahsus ikliminde kendime düşmüşken, kendimi içimin yollarına vurmuşken, okyanusta yolculuklar yapan bir gemide doğan, orada büyüyen, hiç karaya ayak basmamış muhteşem bir piyanisti anlatan filmi izledim. Hayaller ülkesi Amerika’ya her sınıftan binlerce yolcu taşıyan bir gemide anne ve babasız bir çocuk olarak büyüyen, bakımını üstlenen adamın doğum tarihi olan 1900 ile isimlendirilen bu çocuk, seksen sekiz adet piyano tuşunun çıkardığı sayılı seslerden sonsuzlukla akraba bir müzik yapar. Bir piyano, on parmak ve seksen sekiz tuş, yani ‘sınırlı’ olan, bir ‘sonsuz’luğu doğurur. Otuz yıl, yüzlerce sefer ve binlerce kulak, 1900’ün parmaklarıyla hareketlenen piyanonun tuşlarından sonsuza uçurulan bir müziğe tanıklık eder. 1900 ismiyle bilinen, paltosuna ve bir yolcu gemisine sığınan küçük cüsseli bu piyanist, içine düşüp oradan dışarı çıkardığı müzikle ‘sonsuz’laşır. 

1900 isimli piyanist bir gün olsun gemiden inip karaya ayak basmamıştır. Geminin alt katlarındaki odasının penceresinden seyrettiği kadarıyla kıyıları, kentleri, dünyayı bilmektedir. Bir gün, gemiden ayrılıp karaya ayak basmak, hep okyanus üzerinden seyrettiği kıyılardan okyanusun çığlıklarını duymak ister. Okyanustan kıyıları ve kentleri çok görmüştür, bu sefer kıyılardan ve kentlerden okyanusa bakmayı düşünür. Valizini hazırlar, arkadaşının hediyesi şık paltoyu üzerine geçirir, yüzlerce bakışın merakı ve alkışı içinde geminin merdivenlerinden iner. Merdivenin bir basamağında durup karşısındaki kente bakar. Gökdelenler uzanmakta, yüzlerce yol akmaktadır. Kent gri bir sisin içindedir. Limanda ve kentin caddelerinde insan kalabalığı, uğultu vardır. Bakar, uzun uzun bakar. Bir adım daha inmez, öylece bakar. Sonra vazgeçip gerisin geriye basamaklardan yukarı çıkar. Bir piyano, on parmak, seksen sekiz tuşla sınırlı bir hayata döner. Yüreğinin tuşlar üzerinde kıpırdattığı parmak uçlarıyla insanın içini dirilten müziğine koyulur. 

Yıllar, uzun yıllar sonra, 1900’ün içinde doğup büyüdüğü gemi yaşlanmış, yorulmuş ve yolculuklardan düşmüştür. Bir demir yığınına dönüşmüş bu gemi tonlarca dinamitle parçalanmak istenir. Yıllarca 1900’e eşlik etmiş bir diğer müzisyen, 1900’ün gemide yaşadığına inanmaktadır. Bu müzisyen demir yığınına dönüşmüş bu gemiye biner, 1900’ün yıllar önce gemide mavi gözlü bir kızın gözlerine bakarak bestelediği bir müziği çalar. 1900, sığındığı yerden dışarı çıkar. Arkadaşı, biraz sonra bu geminin patlatılacağını söyler; bu gemiden ayrılmayı, dışarıda birlikte müzik yapmayı teklif eder. 1900, ‘hayır!’ der. ‘Dünya çok şey, git git sonuna varılamıyor. O kadar kent, o kadar ülke, o kadar yol, o kadar istek, o kadar şey… Say say bitmiyor dünya… Gemiden inip kıyılarda yaşamaya karar verdiğim günü düşün. Evet, merdivenlerden kıyılara, kentlere, dünyaya baktım. Sonu göremedim. Küçücük bedenimle ve ufacık varlığımla, bu kadar büyük dünyaya yetemeyeceğimi, orada kaybolacağımı, ufalanıp eriyeceğimi anladım. Vazgeçtim! Vazgeçip küçüklüğüme, içime, gemime, evime, müziğime döndüm. Çünkü kendi küçüklüğümde, sınırlı bir alana sahip bu gemide, seksen sekiz tuşta yaptığım şey beni büyütüyordu. Gemide ve seksen tuşun içinde sonsuzlaşıyor, dar alanın içinde derinleşip büyüyordum. Kıyılara gidip orda kalsaydım, sonsuz gibi görünen o yerde küçülüp yok olacaktım. Hayır, bu gemiden inmeyeceğim. Dünya piyanosunun karşısındaki sandalyeye oturamayız, o sandalyenin sahibi başkası!’

Gittikçe hızlanan, zamanla daha da karmaşık bir hâl alan dünyada iktidara geçip ona egemen olmak, dünyaya söz geçirip ona yetebilmek isteğiyle yanıp tutuşurken, fark etmeden insan olmaktan çıkıyoruz. Kendimizden dışarı çıkıp kendimize yabancılaşıyoruz. Başkasına ait bir sandalyede dünyanın sınırsız tuşları içinde parmaklarımız hep yanlış müziği, bir kakofoniyi çıkarıyor. Kulakları rahatsız eden, yüreği burkan, içleri karartan bir sesi yayıyoruz. Bu sesin içinde siliniyor, boğuluyoruz. İçlerimizde, küçük görünen ama aslında büyük olan durumlara yabancılaşarak yanlış yapıyoruz. Dışarıda, aslında küçük olan meseleleri büyüterek, kendimizi bunlara adayarak kaybediyoruz.

1900 Efsanesi isimli bu film, şu esaslı hakikatin altını çiziyor: Yığınlarca arzuyu kışkırtan ve yüzlerce tercihi önünüze koyan, kendisi efsane olan dünyaya kendinizi kaptırmayın! İstekle, büyük bir şehvetle kendinizi ‘dışarı’ atmayın! ‘Dışarı’ya yetemezsiniz, kaybolursunuz orada! Evinize dönün, kalbinize! İnsan, dünyaya söz geçirmek gibi bir güçten yoksundur; o sadece kendisinde, içinde büyüyebilir.

23 Haziran 2013 Pazar

Bağıran ve alay eden eşler en çok Türkiye’de

Yapılan araştırmada, Türk erkeklerinin 'en kıskanç ve en öfkeli' kişiler oldukları ortaya çıktı. Türkiye-Polonya-Romanya arasında yapılan istatistiklerde Türk erkeğinin hanımlarına karşı alaycı ve en çok onlara bağıran kişiler olduğu belirlendi.
Adana'da düzenlenen 'Kadına Karşı Şiddet ve Ayrımcılığın Önlenmesi' konulu toplantıda Türkiye-Polonya-Romanya'daki evli çiftler örneklerle ele alındı.
Toplantıya Prof. Dr. Tuncay Özgünen, İnsani Değerleri Yüceltme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Berrin Ünlü ve Yabancı Dil Eğitim Uzmanı Kubilay Gündüz, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Emine Karaköse, Dernekler Müdürü Recep Kurtoğlu, Polis Meslek Yüksekokulu Müdürü Emniyet Amiri Nuri Ateş ve sivil toplum kuruluşları ile siyasi parti temsilcileri katıldı.
Adana'da 402, Tecuci'de 371, Lodz'da ise 738 olmak üzere toplam bin 511 kadınla yapılan anket çalışması incelendi. Çalıştaydan çıkan sonuçlar ise kamuoyuyla paylaşıldı:
"Romanya'da çekirdek aile ile birlikte yaşama diğerlerine göre daha azdır.
Alay eden ve bağıran eşler en çok Türkiye'de, hakaret ve küfür edenler Romanya ve Polonya'da daha çoktur. Fiziksel Şiddetin gösterilme oranları ise üç ülkede birbirine yakındır.
En çok bağırılan, en çok itip-kalkılan ve dövülen çocuklar Türkiye'dedir. Polonyalı Kadınlar en sık olarak hakaret ve küfür etmektedirler.
En çok alkol eşler Romanya'da, sakinleştirici ilaç alanlar Türkiye'dedir. Türk eşlerin polis ile sorun yaşama sıklığı da fazladır, onlar ayrıca eşleri tarafından en kıskanç ve en öfkeliler olarak tanımlanmışlardır.
Romanya grubunun eşlerinin iletişim kabiliyetleri en düşük olarak nitelendirilmiştir. Türkiye grubunun ve eşlerinin bir hobilerinin olma sıklığı en düşüktür. Romanyalıların entelektüel, Polonyalıların fiziksel hobileri fazladır.
Hali hazırda şiddet gördüğünü ve de herhangi bir zamanda şiddet gördüğünü belirten kadın oranları üç ülkede benzerdir. Cevap vermeyenler sıklıkları da benzer bulunmuş ve 'Sükut ikrardan gelir' varsayımı ile hesaplanan oranlar hali hazırdaki şiddette itirafın yüzde 5 civarında, herhangi bir dönemdeki şiddet itirafının yüzde 10 civarında hesaplanmasına yol açmıştır.
Romanya'da çocukların aile içi şiddete tanık olma sıklığı çok düşüktür.
Romanya'da kadınlar şiddeti başkalarına en az sıklıkla anlatmaktadır. Türkiye ve Polonya grubu bu konuda konuşmaktadır.
Kendine Şiddet görme riski altında en az düşünen Romanya grubudur. Diğer iki paydaş ülkede yüzde 10 kadar kadın böyle bir riskin varlığını kabul etmiştir.
Her üç ülkede aile bütçesine yaklaşım benzerdir.
Türkiye ve Polonya'da kadınların takriben dörtte birinin bağımsız kredi kartı yoktur. Kadınların Annelerinin şiddet maruziyeti en fazla Türkiye'dedir.
Aile içi şiddet durumunda ilişkiye kalmaya devam edeceğini belirten kadınlar en çok Türkiye grubudur.

Aile içi şiddet durumda ilişkide kalacağını belirten kadınların ilk üç kalma nedenleri: Türkiye çocuklar, şiddeti hak etme ve sıklıkla tekrarlamayan şiddet durumu; Polonya için ise çocuklar, evliliğin sosyal şemsiye olarak görünmesi ve parasal nedenler.

19 Haziran 2013 Çarşamba

Su hafızayı güçlendiriyor

Aile dergisi Moral Dünyası’nın son sayısında Psikolog Ezgi Başaran, vitamin eksikliği, uykusuzluk ve aşırı yorgunluğun unutkanlığa neden olduğunu söylüyor.

Uzmanlar, haftada birkaç defa tekrarlayan ve bir aydan fazla süren unutkanlığın uzman kontrolü gerektirdiğini aktarıyor. Evde yapılabilecek bellek geliştirme egzersizleri, kitap okuma alışkanlığı ve okurken ayrıntıları hatırlamaya çalışmanın hatırlamayı kuvvetlendirdiği belirtiliyor. Yanlış beslenmenin de unutkanlığa neden olduğunu ifade eden Ezgi Başaran, şu tavsiyelerde bulunuyor: “Unutkanlık şikâyeti başladığında ilaçlardan önce iyi bir beslenme biçimi ile sorunun büyümesi önlenebilir. Beyni kuvvetlendiren, belleğe güç verecek yiyecekler ve içecekler tüketilmeli. Omega 3 içeren besinler, B ve B12 vitamini taşıyan yiyecekler, yumurta, karaciğer, havuç, yeşil çay ve su unutkanlık şikâyeti olan kişilerin yemesi gereken yiyeceklerin başında geliyor. Ayrıca ıspanak, elma, koyu çikolata, nar suyu, kepekli ürünler, ceviz, badem, yer fıstığı, susam, günde 2-3 kaşık yaban mersini tüketmek, antioksidan özellikli kiraz, çilek, böğürtlen yemek ve...

17 Haziran 2013 Pazartesi

Karpuzun bu faydasını biliyor muydunuz?

Yaz aylarında sıkça tüketilen karpuz un, yüksek tansiyon ve kalp krizini önlediği bildirildi. 

Batman Bölge Devlet Hastanesi Yöneticisi Opr. Dr. Adnan Tuna, karpuzun içindeki C vitamini ve antioksidan madde olan laykopen adlı maddenin insan vücuduna kanserojen etkisi yapan maddelere karşıkanser önleyici bir özelliği olduğunu söyledi. 

Opr. Dr. Tuna, "Karpuzun içerdiği yüksek potasyum nedeniyle kan dolaşımında bulunan sodyumun böbrek yoluyla atılmasını sağlayıp hem vücut kan basıncına olan faydası hem de böbreklerin daha iyi işlevsel hale gelmesini sağlayıp, kalbe olan yükü azaltıp kalp krizlerini yüksek tansiyonu önleme açısından da büyük önemi vardır. Özellikle diyet yapan vatandaşlar karpuz yerken peynirle yememeleri gerek, çünkü peynir karpuzla yendiği taktirde aşırı kilo yapar" diye konuştu. Tuna, "Karpuz çekirdeğini fazla tüketmemek gerekir aksi taktirde vücudun bazı organlarına zarar verebildiği gibi bağırsak tıkanmalarına da yol açabilir. Bunun için dikkat etmek gerekir" şeklinde konuştu.

10 Haziran 2013 Pazartesi

Ayak yanmasının sebebi vitamin eksikliği olabilir

Ayağınızdaki yanma, geceleri uykudan uyandırıyor ve ciddi ağrılara sebep oluyorsa ayak yanması sendromu (burning foot syndrome) olabilirsiniz.

Bu rahatsızlıksa B vitamini eksikliği, kansızlık ve mantar enfeksiyonunun habercisi olabilir. Fatih Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Turan Uslu, çok sık rastlanan bu şikâyetin, 50 yaş üzerinde daha sık görüldüğünü söylüyor. Diyabetli hastalarda nöropatinin de en önemli belirtisi olan ayak yanmasının hafif, orta ya da çok şiddetli olabildiğini aktaran Uslu, “Ayak yanmasının en sık rastlanan sebepleri arasında uzun süre ayakta kalma, yorgunluk, kilo problemi, aşırı terleme, çorap, ayakkabı gibi eşyalarda kullanılan kimyasal maddelere karşı duyulan alerji bulunuyor.” diyor. Bu şikayetlerin basit tedbirlerle önlenebileceğini aktaran Uslu, “İyi ayakkabı ve çorap seçimi, ayak terlemesine karşı tedavi görme, ayağı soğutacak bazı kremler, magneto terapi, pamuklu çorap giyme, ayakları sık sık soğuk su ile yıkama, ayak bileği destekleri ve tabanlıklar, aspirin, B-12 vitamini ve antidepresan ilaçlar ayak yanmasını önleyebilir.” ifadelerini kullanıyor.

9 Haziran 2013 Pazar

Hafızayı güçlendirdiği ortaya çıktı

Uyku esnasında gül kokusu altında olmak bakın nasıl bir etkiye sahip...




Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, gelişen teknolojiyle yaşanan yoğun elektromanyetik kirliliğin, hafıza sorunlarına neden olduğunu söylüyor. Görsel imajlardan yararlanmanın, düzenli spor yapmanın, elektronik sistemlerden uzak durmanın, düzenli beslenmenin, mineral ve vitamin takviyesinin, sigara, alkol gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınmanın ve düzenli uykunun hafızayı güçlendireceğini belirtiyor. 

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre yatak odasında gül bulundurmanın, öğrenilen bilgilerin belleğe yerleştirilmesini şaşılacak derecede olumlu etkilediğini belirten Yavuz, kısa süreli gül kokladıktan sonra bile belleğin güçlendiğini ve unutkanlığın önlendiğini ifade ediyor. Uyku esnasında gül kokusu altında olmanın yeni alınan bilgileri daha güçlü bir şekilde kaydettiğini aktaran Yavuz, “Sabah uyandığında gül suyu ile ferahlamak ya da gün içinde gül kokusu veya gül suyu kullanmak hafızanızı güçlü kılabilir ve unutkanlığı yenmenizi sağlayabilir” diye konuşuyor.